Tolstoy Büyük Adamlar Serisi/ Halime Gül Çeçen

Rahşan Tekşen ile Osmanlı Türkçesi eğitimi alan öğrencilerimizden Halime Gül Çeçen İbrahim Alâeddin Bey tarafından hazırlanan Lev N. Tolstoy/ Büyük Adamlar Serisi isimli çalışmayı Osmanlı Türkçe’sinden günümüz Türkçe’sine çevirdi.

Atölyemizin ikinci kurundaki öğrencilerimiz artık çevirilere başladılar. Siz de Osmanlı Türkçesi atölyesine katılarak kendinizi geliştirebilir, kısa sürede matbu metinleri okur hale gelebilirsiniz.

TOLSTOY

BÜYÜK ADAMLAR SERİSİ

İbrahim Alâeddin Bey’in riyaseti altında güzîde bir heyet-i ilmiye tarafından vücuda getirilmiştir.

RESİMLİ GAZETE tarafından neşrolunmuştur.

İstanbul

Sebat Matbaası

1927

Asilzâde Rus edîbi Tolstoy bu hayat muammâsını halletmek, bütün insanlığı sefâletten kurtarmak ümidiyle yazmış, bütün hayatı, buhranlar, samimî mücadeleler içinde geçirmişti. Tolstoy medeniyetin bütün müessesâtına isyan ederek bunları yıkmak ve yerine bambaşka bir nizâm-ı ictimâiyi kurmak istemiştir. Tolstoy’un bütün eserleri bu yeni nizâm-ı ictimâiyyenin bir ifâdesidir.

TOLSTOY

Büyük Rus edîbi, büyük Petrov’un dostu olan ma’ruf bir nâzırın neslinden ve iki asır kadar harpte, siyasette, edebiyat ve san’atta yüksek bir mevki ihrâz eden bir ailedendi Lev Tolstoy. 1828’de doğmuştu. Dört kardeşin en küçüğü idi. Validesi, prenses Maria Velkonski Katerina’nın zamanında kumandanlık eden bir generalin kızıydı. Bizatihi Tolstoy, ebeveyninin terbiyeli, kibar ve fedakâr olduklarını söylemektedir. Tolstoy iki yaşına varmadan validesini, dokuzunda iken pederini zayi etmişti.

On beş yaşında Kazan’da Darü’l-Fünûn’a devama başlayan Tolstoy, çok geçmeden, kendisine isabet eden Yasnaya Polyana arazisinde yerleşmek üzere Darü’l-Fünûn’dan ayrıldı. 1851’de yirmi üç yaşında iken Tolstoy Kafkasya’da orduya iltihak ve topçu olarak hizmet etti. Bu seyahat Tolstoy’un sanatta karar kılmasına bâdî oldu[1]. Kafkasya’nın şâyân-ı hayret münâzırı, iptidâî ve garip âdâtı Tolstoy’un ruhunda akisler uyandırmıştı. Bu garip ve yeni muhitin tesiri Tolstoy’u birdenbire büyük sanaatkârdırcasına yükseltti. Tolstoy 1852’de “Çocukluk, Delikanlılık, Gençlik” unvanlı eserlerini yazmıştı. Münekkitler Tolstoy’un bu hikâyeye devam etmemesinden teessürlerini beyan ederler. Bu eserin maba’di olarak telakki olunacak yegâne eser “Kazaklar”dır. Birkaç sene sonra “İtiraflarım” çıktı ve bu eserde senelerin sergüzeştleri izah olundu. Tolstoy bu eserinde der ki: “Bu geçen seneleri korkmadan, nefret duymadan, kalbim ağrımadan düşünemiyorum. Şu geçen günlerde bir günah veya bir cürüm yoktur ki onu irtikâp[2] etmiş olmayayım. Yalan, hırsızlık, her türlü sefahât, içkiye inhimâk[3], tecâvüz, katl… Hepsini irtikâp ettim. Arazim üzerinde yaşıyordum. Köylülerin semere-i mesâiyyesini[4] ya içki veya kumarla istihlak[5] ediyordum. Köylüleri cezaya çarpıyordum, satıyordum, aldatıyordum ve bütün bunları yaptığım için methediliyordum.” Tolstoy bu eserinde kendini şiddetle mahkûm ediyordu. 

Tolstoy tabiatı ve tabiat hayatını, tabiat hayatı ile münasebetini ilk evvel Kafkasya’da duydu ve bunu “Kazaklar” unvanlı eserinde ifade etti. Eserde gürbüz, genç Kazak askeri Logaşka güzel Kazak kızı Maria ve ihtiyar avcı Ceroşka medeniyet yavrusuna (Olya’nın) hayatlarının füsun ve zevkini gösteriyorlar. Burada Tolstoy daima “ezeli ve erişilmez karlı dağlarla ilk kadının ibtidaî güzelliğine hâiz muhteşem bir kadın” karşısında yaşıyor, bu hayatıyla şehir hayatı arasındaki tesadüf hüsnediyor. Ve “bütün mesudiyet-i tabiatla birlikte bulunmakta, onu görmekte, onunla müşafehe[6] etmektedir.” diyerek Maria’nın hayatına karışmak istiyor fakat muvaffak olamıyor.

Tolstoy diyor ki, “Logaşka gibi bir Kazak olabilsem de atlar çalsam, kırmızı şarap ile sarhoş olsam, insanları vursam, sonra sarhoş iken pencereden içeriye dalarak ne yaptığımı ve niçin yaptığımı düşünmeden onun yanına gitsem. Sonra birbirimizi anlasak ve mesut olsak… Fakat o beni anlamayacak benim madunum[7] olduğu için değil, fakat beni anlamasına imkân bulunmadığından beni anlamayacak. O tabiat gibi sükûn, huzur-u itminan içindedir. Bense eksik ve zayıf bir mahlûkum, onun benim çirkinliğimi ve fenalığımı anlamasını istemiyorum.”

Eser, tabiatın sıhhat ve kudretini tasvir eden levhalarla doludur. Kazaklar unvanlı eserinde Tolstoy ilk defa olarak insanın tabii vazifesi meselesini mevzu bahis ediyor, sanki bir ses ona beklemesini ve müsta’cel[8] bir karar vermesini emrediyordu.

1854’te Tolstoy kendi arzusuyla bir ceyl[9] bataryasının kumandasını deruhte etmek üzere Kırım’a naklini istedi. Ve bu sırada Sivastopol’u tasvir eden eserini yazdı. Artık kendisi bir muharrir olarak şöhret kazanmıştır. Çar, bu gencin hayatıyla mukayyet olmalarını emrettiği için Tolstoy nispeten emin bir yere (nakil) olunmuştu.

Kırım Harbi’nin sulhu akdolunduğu zaman Tolstoy 26 yaşında bulunuyordu. Tolstoy ordudan çıkarak Peterburg’da yerleşti. Turgenev, Grigoroviç, Ostrovski gibi zevattan müteşekkil olan Petersburg, Tolstoy’u hararetle kabul etmişti. On sene kadar Tolstoy pek az yazdı. Fakat Almanya, Fransa ve İtalya’da seyahat etti. Arazisinde yaşayan çiftçilerin talim ve terbiyesiyle meşgul oldu. Ve 1862’de Tula’da bir Alman askeri doktorunun güzel kızıyla evlendi. Bu müddet zarfında Tolstoy az yazı yazmakla beraber okuyor ve edebiyat ile meşgul oluyordu.

Tolstoy’un en uzun eseri olan Harp ve Sulh, 1865’ten itibaren çıkmaya başladı. Eser bugünkü nokta-i nazardan pek şayan-ı dikkat değildir. Mâmâfih eserin ötesinde berisinde Tolstoy’un kendine dair birçok şeyler vardır. Fakat Anna Karenina, muharrire dair çok mühim hadisât ile doludur. Burada da Tolstoy’un hâl-i hayatın sırrını aramakla meşgul olduğunu fakat daha muzdarip daha ye’s-âver[10] bir vaziyette aradığını görünüyoruz.

Muharririn etrafında sımsıkı kurulmuş tuzaklar vardır. Tolstoy bu eseri ikmal ettikten sonra İtirafât’ından şu sözleri yazıyor: “Anna Karenina’yı bitirdikten sonra ye’sim o dereceye vardı ki içinde bulunduğum şerâiti düşünmekten başka bir şey yapamıyordum. Sualler mütemadiyen çoğalıyor ve cevap bekliyordu. Bir noktada nihayet bulan bir hatlar[11] gibi bu cevapsız sualler de kara bir noktayı tazyik ediyordu. Dehşet içinde zaafımı hüsnederek ve bu nokta karşısında duruyordum. Bu cevapsız suallerin karşısında korkunç ve hiç beklenmeyen bir vaziyette kaldığım zaman elli yaşıma varmıştım. Artık anlamıştım ki vücudu sıhhatli ve mesut bir adam olan ben yaşayamayacağım. Bir çiftçi kadar ot biçmeye muktedir bir vücudum vardı. Zerre kadar yorulmadan on sekiz saat çalışan bir dimağa sahiptim. Buna rağmen yaşayamayacağımı anlamak gibi bir neticeye destres[12] olmuştum… Yegâne gördüğüm şey ölümdü. Başka her şey yalandı.”

İtirafât’ın mühim bir kısmı bu hâlet-i rûhiyeyi tahlile münhasırdır. Fakat Tolstoy nihayet kendisini sıkan suallere milyonlarca insanların cevap verdiğini gördü. Tolstoy der ki: “İnsanlar ilk yaşamaya başladıkları günden itibaren hayatın manasını anlıyorlardı. Bu anlayış bana kadar devam etti. Bende olan her şey, benim etrafımda olan cismânî, gayr-ı cismâni her şey, onların hayatındaki tecrübelerinin semeresidir. Hatta beni hayatı muhakeme ve takbîh[13] etmeye sevk eden vesâit, benim değil onlarındır. Ben kendim onların sayesinde doğdum, büyüdüm. Yerin altından demiri çıkaran, hayvanları ve atları ehilleştiren, yerin nasıl ekileceğini, birlikte nasıl yaşanılacağını, hayatın nasıl tanzim olunacağını öğreten onlardır. Düşünmeyi, muhakeme etmeyi bize onlar öğrettiler. Onların mahsulü olan ben, onların sayesinde yiyip içtikten, onların fikirleriyle ve kelimeleriyle terbiye olduktan sonra, onların ahmak olduklarını ispata kalkıyorum. Âşikârdır ki ben, anlamadığımı ahmaklık tanıyorum.”

Tolstoy bunu keşfettikten sonra huzura erdi. Evvelâ “Allah” kelimesinin manasını anladı. Çünkü hayatını Allah’ı aramakla geçirmişti. Tolstoy, fikren münkirdi. Allah’ın yokluğu, önce fikrî bir hakikatti. Tolstoy, Allah’ın hayat olduğunu idrak etti ve yaşamanın Allah’ı tanımak olduğu üzerinde karar kıldı. Ve o dakikadan itibaren yaşamakla Allah’ı tanımak şuurunu hiç zâyi etmedi.

Tolstoy bunun üzerine kiliseye devam ve bütün merasim-i diniyyeyi îfâya başladı. Fakat bu vaziyet yine onu tatmin etmedi. Bu sefer incilleri açtı ve İtirâfât’ını bununla bitirdi. Tolstoy 1879’da eserini yazdığı zaman, Satayev’den haberdar olmuş ve onunla mülakî olmuştu. Satayev mesîhâne bir hayat yaşamakta olan bir dindardı. Bir akşam evine dilenci bir kadın iltica etmiş ve bir gece himâye edilmesini istemişti. Kadının bu talebi is’âf olunmuş[14] fakat ertesi gün bütün aile tarlaya gittikten sonra dilenci kadın evdeki kıymetli her şeyi toplayarak hepsini aşırmıştı. Köylüler kadının hırsızlığını keşfederek polise teslim etmişler fakat Satayev vaziyetten haberdar olunca hemen koşarak kadını kurtarmaya çalışmış ve şu sözleri söylemişti: “Biz hepimizde birer suretle câniyiz. Bu kadını mahkûm etmekte ne faide var? Hapse atılacak değil mi? Onun hapse girmesinden ne kazanılacak? Daha a’lâsı bu kadının ma’işetini temin ediniz.” Satayev’in bu gibi mesîhâne menâkıbı Tolstoy üzerinde tesir icra etmiş ve bu tesiri bilhassa “O halde ne yapmalıyız?” unvanlı eserinde tezahür etmiştir.

Bu sual Tolstoy’u fena halde sıkıyordu. Tolstoy, Moskova’nın mahşer-i sefâlet olan mahallelerini tetkik ve bu sefâleti ta’dil için çare aramaya koyulmuştu. Fakat bil-netice bu insânî maksattan vazgeçmiş, kendisinin ve kendi gibi müreffeh insanların bu sefalet ve zaruretin müsebbibi olduklarına kani olmuştu. Tolstoy bu sırada Moskova’nın en sefil mahallerini buluyor, paçavralar içinde yaşayan insanlar arasında umduğundan fazla mes’ûdiyet görüyor ve dünyada ancak faydasız bir unsur bulunduğuna kani oluyor(du ki) o da iyi günler gören kendi telakkiyatı dairesinde yetişen müreffeh unsurdur.

Bu taharriyâtı[15] esnasında Tolstoy mühtezir[16] bir kadının çocuğuna bakmakta olan bir fahişeye tesadüf etmiş, ona aşçılık etmeyi teklif ettiği zaman kadın aşçılığı istihkâr eden[5] bir tavırla “Ben ekmek bile yoğuramam.” demişti. Tolstoy bu kadın hakkında diyor ki: “Hâl-i ihtizârda olan bir kadın için varını yoğunu feda eden bu kadın meslektaşları gibi iş görmenin şâyân-ı istihkâr ve süflî bir şey olduğuna kaniydi, bütün felaketi de bundan ileri geliyordu. Erkek veya kadın, hangimiz onu hayat hakkındaki bu sahte telakkiden kurtarabilir? İçimizde iş hayatını atâletten daha şerefli olduğuna kani olan ve bu kanaate tevfik hareket eden insanlara öylece hürmet gösteren ve kıymet verenler nerede?

Daha sonra Tolstoy, on üç yaşındaki kızı kendi gibi bir fahişe olarak yetiştiren bir kadına rast gelmişti. Çocuğu kurtarmak ve şefkatli bir kadına vermek istedi. Fakat kadın, çocuğunu kendi gibi yetiştirmekle ona en büyük iyiliği yaptığına kaniydi. O zaman Tolstoy evvela valideyi, hayatı bu tarz telakkiden kurtarmak icap ettiğini anladı. Tolstoy diyor ki: “Kızı kurtarmaya davet ettiğim şefkatli hanımlardan ekserisinin çocuk doğurmadan ve iş görmeden yaşadıklarını hatırladım. Bunun ikisi arasındaki fark, birinin çocuğunu umumhaneye, diğerinin baloya göndermesidir. Fakat ikisinin de hayat telakkisi aynıdır. İkisi de kadının, erkek şehvetini tatmin etmek için yedirilmesi, giydirilmesi ve itina görmesi lazım geldiğine zâhiptirler.[17] O halde hanımlarımızın bu kadını yahut kızını ıslah edebilmelerine nasıl imkân vardır?”

Bir defa Tolstoy on iki yaşında bir çocuğu himaye etmek isteyerek, evine götürmüş ve ona bir iş bulmak istemişti. Bir hafta geçmeden çocuk kaçarak bir cambazhaneye girmiş bir filin idaresini deruhte etmişti. Tolstoy bu hadise dolayısıyla der ki: “O çocuğu mesut etmek ve ıslah etmek emeliyle evime götürdüm, çocuk orada ne gördü. Büyük, küçük bütün çocuklarımı gördü. Çocuklarım iş görmek bir tarafa, herkes işi buyuruyor, temas ettikleri her şeyini bozuyor, tatlılar ve şekerlerle ihtiyaçlarından fazla yiyor, bu çocuğun nefis gördüğü şeyleri köpeklere atıyorlardı. Yazık ki hatamı anlamamıştım, kümeste yaşayan, fakat dörtte üçü çalışan insanları ve çocuklarını ıslaha kalktığım halde kendi çocuklarımı refah içinde ve bir iş göstermeyerek yetiştirmiştim. Tolstoy, kendisi bataklığa düşmüş olduğu halde diğer bir adamı bataklıktan kurtarmaya çalışan bir adam halinde görüyordu. Bu adamın her hareketi, ona üzerinde bulunduğu yerin murdarlığını gösteriyordu.

Tolstoy’un “Dinim” unvanlı eseri de son cevabı veriyordu. Fakat bu eser Tolstoy’un akaidini en canlı, en sarih ve en tam bir şekilde ifade etmektedir. Tolstoy bu eserinde nihayet Hz. Mesih’in mev’izasında[18] irade ettiği kanaatlerin aynına erdiğini itiraf etmekte, fakat bugünkü Hristiyanlığın lehinde bir söz söylememektedir.

Tolstoy diyor ki: “Hz. İsa insanlara akla muhalif bir şey yapmamalarını söylüyor. Türkleri veya Almanları öldürmek akla muhaliftir. Son moda giyinmek ve evinizi tefriş etmek için başkalarının mesaisinden istifade etmek akla muhaliftir. Atalet ve ahlaksızlıkla inhitata[19] uğrayan insanları hapishanelere atarak büsbütün atalete ve ahlaksızlığa sevk etmek akla muhaliftir. Fakat bugün Avrupa’nın yaşadığı hayat budur.”

İsa’nın mezhebini güç görenlere karşı Tolstoy, dünya mezhebinin büsbütün güç olduğunu söyler ve şu suretle cevap verir: “Kendi hayatında dünyevî bir nokta-i nazardan gayet mes’ûd idi, dünya mezhebine süluk etmek yüzünden, İsa’nın mezhebi uğrunda azizlerin çektikleri cefa kadar cefa çektim. Hayatımın en mü’lim zamanları, mektep esnasında yaptığım kavgalar ve düellolar, iştirak ettiğim müharebeler, uğradığım hastalıklar ve şimdi içinde yaşadığım gayr-ı tabi, gayr-ı kâbil tahammül-i şerâit, bunların hepsi dünya mezhebine malik olmaktan ileri geldi. Ya daha az mesut olanlar ne halde? Dünya mezhebi uğrunda dövüşen üç milyon insan harplerde mahvoldu. Dünya mezhebi üzere kurulan nizam-ı ictimaî uğrunda milyarlarca insan telef oldu. İnsanların çektikleri felaketlerin onda dokuzu lüzumsuzdur. İnsanların ekserisi dünya mezhebinin kurbanlarıdır.”

Tolstoy mezhebini birkaç cümle ile hülasa eder: Fenalığa mukavemet etme, muhakeme etme, hiddet etme, bir kadın sev. Bu dört nokta Tolstoy’un mezhebini ihata eder. Onun “Dinim” unvanlı eseri, bu dört noktayı izah etmektedir. Tolstoy izah ediyorken bunların devlet ve memleket ilgasını icap ettiklerini söyler. Onun nazarında hükûmet bir hayaldir. Devletin hiçbir manası yoktur. Köylüler ve köy vardır. Bunlar gözle görülür. Fakat hükûmetler, milletler, devletler, bunlar namuslu insanları namussuz memurlar tarafından yağma edilmelerini temin için ihtira olunan[20] kelimelerdir. Devleti kaldırınız, kanunlar, mahkemeler, hapishaneler zail olur. Memleket kelimesinin ortadan kalkmasıyla vatanperverlik denen sahtekârlığın zevaliyle bir daha muharebe olmaz.

Fakat medeniyetin istinatgâhı olan bu esasların yerine ne konulacak? Tolstoy’a göre mes’ûdiyetin ilk şartı insan ile tabiat arasındaki irtibatın kırılmasıdır. İnsan başının üzerindeki semadan, temiz havadan ve tarla hayatından müstefîd olmalıdır. Bu ise arazinin umuma aidiyyetini kabul etmeye müncer olur. Mes’ûdiyetin ikinci şartı sa’ydır[21]; fikrî sa’y ve bedenî sa’y… Üçüncü şart muhabbettir. Sıhhati yerinde her erkek ve her kadın arasında cinsî münasebat vuku’ bulabilir. Mamafih bu münasebetin daimi olması daha iyidir. Dördüncü şart erkek kadın bütün insanlar arasında sınıf farkı olmaksızın kayıtsız dostluk… Beşinci şart sıhhattir. Tolstoy bu nokta-i nazardan ayrılmamış gibidir.

Tolstoy, bütün hayat-ı esnasında türlü türlü nikbetlere[22] uğramış, kilise tarafından tel’în edilmiştir. Büyük Rus edibi 1910 senesinde vefat etmiştir.

DİPNOTLAR:

[1] Sebep olmak

[2] Suç işlemek

[3] Bir şeyin üzerine ziyade düşkünlük

[4] Emeklerinin karşılıklarını

[5] İsraf suretiyle mahvetmek, tüketmek

[6] Ağız ağıza söyleşme

[7] Emri altında olan

[8] Aceleci

[9] Bölük

[10]Üzüntü ve ümitsizlik veren

[11] Çizgiler

[12] Yetişmek

[13] Çirkin görmek, alay etmek

[14] Kabul edilmiş

[15] Arayışlar

[16] Can çekişen

[17] Küçümseyen

[18] Bir fikir ve zanna sapan, uyan, kail olan

[19] Vaaz, nasihat, öğüt

[20] Çöküş, yıkılma

[21] Uydurulan

[22] Çabalamak

[23] Talihsizlikle

İbrahim Alaeddin Gövsa hakkında daha çok bilgi için aşağıdaki DİA maddesine bakabilirsiniz.

https://islamansiklopedisi.org.tr/govsa-ibrahim-alaeddin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • No products in the cart.
Sohbeti aç
Canlı Destek