Tahterevalli: Eşitim, Eşitsin/ Gülsüm Çelik

Günümüz dünyası kimi zaman kadın ve erkeği; yaptıkları, giydikleri, toplumdaki yeri, cebindeki parası üzerinden kıyaslar durur. Peki, diğer cins ile “karşılaştırma” üzerine kurulan bu ilişki mutluluk getirir mi?

Gülsüm Çelik’in yazısını okuduğunuzda “Tahterevalli”yi daha çok seveceksiniz.

Ekim ayındaki bir haberle Hollanda’da cinsiyet eşitliği kapsamında kadınlara da zorunlu askerlik getirildiğini öğrendik. 2018’de kabul edilen kanunda yapılan değişiklikle genç kadınlara 17 yaşında geldiklerinde askerlik siciline eklendiklerini bildiren bir celp gönderilecek. Şu tabloda askerlik işinin formalite olduğu aşikâr zira ülkedeki aktif askerlik hizmeti 1997 yılında kaldırılmış. Herhangi bir savaş durumu olmadığı sürece kimse zorunlu askerlik yapmayacak. Sunulan “eşitliğin” ülke kadınlarının önündeki hayati bir engeli ortadan kaldırmadığı açık. Savunma Bakanlığı Sözcüsünün “Ordu işi isteyen kadınlar bulmak çok zor.” diye konuşmasını da bir süre düşündüm. Sözcünün ifadelerinde ülke kadınlarının bunu istemediği/tercih etmediği de açık.

            Haberden sonra cinsiyet eşitliğinin sadece yapılabilecek işler üzerinden konuşulması beni pek mutlu etmedi. Eşitliğin ne olduğu ve bizim onu nasıl bir varlığa çevirdiğimiz düşüncesine bir süre takıldım. Eşit deyince ne anlıyoruz? Sürekli kıyaslamak ve kıyaslanmak insanı huzura ulaştırır mı?

            Anayasamızın 10. maddesinde(1) hukuk alanındaki eşitlik kavramı toplum hayatında istediğimiz eşitliğin karşılığıdır.  İnsanın sadece insan olma sıfatı ile eşit haklara sahip olması, siyasi alanda yöneticileri eşit oy ilkesine göre seçmek ve hukuki alanda kanunlar önündeki eşitlik bu çerçevede korunuyor.

            Temel matematik bilgilerimi yeniden kontrol ediyorum. A ve B kümesini konuşurken zihnimde iki ayrı çember çiziliyor. A kümesinde papatya, gelincik ve sümbül olsun, diyor öğretmenim. B kümesinde ise menekşe, lavanta ve nergis olsun. İki kümeyi karşılaştırdığımızda bunların eşit kümeler olmadığını görüyoruz. Tahtada bunu matematiksel olarak A≡B diye yazıyor. Eşit ve denk açıklaması da şöyle oluyor: Eşitlik iki farkı ölçütün, nesnenin, bireyin birebir benzer olma durumudur. Denklik ise birebir benzer olmasa da aynı işlevi gören demektir.

            Kümeleri hiçbir zaman unutmuyoruz. Hâlâ en sık kullandığımız olgulardan da biridir. Listeleriz, düzenleriz, bir araya getirir ve karşılaştırırız. Bugün hâlâ denklik kavramı, eşit kelimesinden daha çok hoşuma gidiyor benim, kabul. Daha az çaba istiyor, törpülemiyor ya da kesmiyor. Olduğuna yakın, hatta olduğu gibi. Denklik kavramını anlamada müsâvât kelimesine başvurmak yeterli oluyor. Sözlükte müsâvât “ölçü ve değer bakımından eşit olma, iki şey arasındaki eşitlik, denklik” anlamına geliyor. Ahlâk ve hukuk terimi olarak müsâvât genellikle değer, hak, ödev ve sorumluluk yönünden insanlar arasında gözetilmesi gereken eşitliği belirtir. (3)

            Aynı dünyayı ve sınırları paylaşan insanlar olarak eşit muâmele istesek de eşitliği başka bir kalıba oturttuk. Önceki yüzyılda insanlar fırsatlar ve haklar konusunda aynı muâmeleyi görmek için mücadele verdiler. Günümüzdeyse adeta sihirli bir el kadınla erkeği görünmez bir silgiyle aynı hale getirmeye çalışıyor. Tablodaki şekiller birbirine ne kadar benzerse o kadar adil ve eşit olacağı düşünülüyor. Üstelik bunu artık dışarıdaki sihirli el yapmıyor, biz bizzat karşımızdakine bakıp modele uymayan parçalarımızı kesip atıyoruz. Eşit olmak için öncelikle kendinden vazgeçebilmek gibi tehlikeli bir yola girdik. Bu çılgın bir yarış halini aldı. “Erkekler yapıyorsa kadınlar da yapabilir; kadınlar yapıyorsa erkekler de yapabilir,” tarzındaki söylemler amansız bir karşılaştırma kültürü oluşturdu.

            Eşitlik dediğimizde hepimizin temel niyetinin bir olduğunun yeniden altını çizelim. Bununla birlikte zihnimizi kemiren ve kavramlarımızın içini boşaltan şeyi keşfettik. Judith Liberman bunu şöyle özetliyor: “Ve işte, eşitliğin elmasının içindeki gizli kurt: Kıyas.” Dünyada ve toplumumuzda bir işi, olguyu ya da eylemi yerine getirirken karşı cinsin yapıp yapamadığı şeyler üzerinden kendimizi tanımlama hastalığına tutulduk. Oysa her ne yapıyorsak bunu kendimiz istediğimiz ya da seçtiğimiz için yapmamız gerekiyordu. Meseleyi bir cinsiyet yarışına oturtmak yaşamda mücadele etmek zorunda kalacağımız yeni bir cepheden başka bir şey değil. Bu da bizi, en başta kendimize karşı eşit ve adil davranmadığımız sonucuna götürür. Kurbağanın başka hayvanlara benzemeye çalışırken patladığı Kurbağa ile Öküz masalını hatırlatmak isterim. Hatamız sabit, bireysel ilgi ve kabiliyetlerimizi göz ardı edip meseleye sadece cinsiyet merkezinde bakmak bizi insanlıktan uzaklaştırıyor. Eşitlikten bahsederken dengenin ne demek olduğunu hatırda tutmamız türümüzle ilişkimizi yeniden düzenleyebilir. Çocukluğumuzun klasik oyun aracı olan tahterevalli aklımıza gelsin. Dengenin ve bir arada olmanın özetidir. Ortak sorumluluk alarak bir şeyin iki tarafını aynı seviyeye getiririz, müsâvât. Tahterevalli, kalın gövdesiyle birebir aynı olmak değil, aynı seviyeye ulaşmak için denk olmanın altını çizer. Ali Ural’ın kelimelerini anımsarız.

            Sevgili Dost

Tahterevalliye tek başına binen aşağıda durmayı hak eder.

            Sevgili Dost,

Gel ve yüksel!* (5)

Kaynakça

  1. https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2018.pdf
  2. http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/hgdmakale/2009-3/8.pdf
  3. https://islamansiklopedisi.org.tr/musavat–esitlik
  4. A. Ali URAL, Posta Kutusundaki Mızıka

1 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek