Şiirin Vicdanındaki Kudüs Çığlığı/ M. Fatih Andı*

İsrail, Filistin halkının canına ve malına mübarek Ramazan ayında saldırıyor, yaşananlar Mescid-i Aksa’nın şahit olduğu ilk zulüm değil. Zalimlerin amacı Kudüs’ün her bir taşına sinmiş olan ‘İslam şehri’ ruhunu silmek.

Bir çok şairimiz Kudüs’te yaşananların unutulmaması için şiirler yazdı. Böylece her bir şiir yaşananların şahidi olup, yarınlara sesini duyurdu.

Kudüs’te yaşayan kardeşlerimiz için dua ederken zihnimize Kudüs çığlığı şiir ile işlensin diyerek M. Fatih Andı’nın Üsküdar dergisi için hazırladığı yazıyı sizler için hazırladık.

Sezai Karakoç, İslâm medeniyetinin kurmuş olduğu şehirlerin son çağda Batı’nın saldırıları karşısında içine düşmüş olduğu trajik hali anlatırken “Kentler benim kırılmış Kollarım ve kanatlarım. Ak kuşlardır çağrılmış Yaslar şölenine atlarım.” diyordu “Şehirlerim” başlıklı şiirinde. Ona göre, bu şehirler, “Bir anının uzak akisleri/Aydınlığı çalınmış lâmbanın pervaneleri” idi, “kaybolmuş ve karanlık”. Bağdat, Şam, Halep, Kandehar, Hama, Humus, İdlib, Musul, Kerkük, San’a, Gazze, Kudüs… “Adları bile çağrışım yapmıyor”du bugünün insanına. Ne uzak geçmişteki medeniyetimizin parlayışı, ne de yakın geçmişin emperyalizm talanı, bu şehirler üzerinden hatırlanmıyordu. Biz, İslâm ümmetinin çocukları, çoğunlukla günübirlik siyasal çekişmelerin, hesaplaşmaların, kıtâllerin, katliamların içinde duyuyorduk artık bu şehirlerin isimlerini.

Oysa Batılı planlar, desiseler, hesap-kitaplarla talan ve tahrip edilen her bir İslâm şehri, medeniyetimizin bir anıt-hisarının daha yıkılışı, kazınıp atılışı demekti tarih sah-nesinden. Geleceğe bizi taşıyacak olan, dönüp baktığımızda bizi temsil edecek bir abidenin daha ortadan kaldırılışı demekti…

Şehirsiz medeniyet olmaz. Şehir, bir medeniyetin çocukları için, içinde huzur ve sükûn bulacakları, emniyet duyacakları “ev”dir. Şehir temsilcidir, şehir hayatiyet göstergesidir, şehir ruhtur.

Roland Barthes, “Bir şehir, ancak ruhu yok edilirse, tarih sahnesinden silinir.” diyordu.

Batılı istilâcılar ve işbirlikçileri tarafından bombalanan şehirlerimiz ve bu şehirlerimizde en çok da bizi bir aidiyet ve devamlılık halkasına bağlayacak olan âbidevî tarihî eserlerin hedef alınması karşısında ne hissetmeliyiz? Bu saldırılarla ortadan kaldırılmak istenenin öncelikle bu temsiliyet ruhu olmadığını söyleyebilir miyiz?

Yahya Kemal, doğup büyüdüğü, çocukluğunun bütün sıcaklığını yaşadığı Üsküp şehrinin elimizden çıkması üzerine, bu ruhun acısını ve hasretini en derinden yaşayan isimlerden birisidir. Fakat bu hasreti bir bilinç olarak içinde dipdiri tutmayı bilen de odur. “Kaybolan Şehir” şiirinde bize bunu söyler:

“Vaktiyle öz vatanda bizimken, bugün niçin

Üsküp bizim değil? Bunu duydum için için.

Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir!

Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir.

Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene,

Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.”

Bu alıntıdaki ilk beyit ile son mısra, “Kaybolan Şehir” şiirinin nabız-mısralarıdır aslında, bilinç parlatıcı mısralardır. Üsküp burada bir kod-şehirdir. Onun yerine yukarıda saydığımız şehirlerin her birini ve emsalini koyarak da bu şiiri yeniden ve yeniden okuyabilir-siniz bir “tecdîd-i şuur” eylemi olarak. En çok da Kudüs’e uyarlayarak:

“Vaktiyle öz vatanda bizimken, bugün niçin

Kudüs bizim değil? Bunu duydum için için.”

Sonra da öfke bileyici ve irade diriltici bir intibah çığlığı olarak tekrarlayabilirsiniz bir kere daha:

“Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.”

Bu çığlık en çok Kudüs’e yakışır çünkü. Zira Kudüs, son günlerin aktüel olaylarının bir kere daha hatırlattığı üzere, ümmet için bir ikaz vesilesi veyahut hacalet sebebidir. Kudüs’ün maruz bırakılmaya çalışıldığı son durum, İslâm coğrafyasına bir kere daha ayna tutmuştur. Ve görülmüştür ki, bu coğrafya bugün parça bölük, iradeleri dışında sun’î sınırlarla birbirinden koparılmış ve hatta kimileri bu kopukluğu bir şeref gibi benimsemiş, çoğunun birbirine sırtı dönük, bîgâne, kimileri ihanete batmış, çoğu siyasal şuur mahrumu, sınırsız yoksullukla sınırsız israfın ve mutantan zenginliğin kol kola gezdiği bir insicamsız parçalar kolajıdır.

Bu şartlar içerisinde Kudüs’ün kendisi bizzat bir çığlıktır. İdrâklerde, vicdanlarda, ruhlarda ve lisanlarda muhatabını arayan, frekansını arttırarak taşıyacak ağızlar bekleyen ve anlamını eylemle tamamlayacak iradeler isteyen bir çığlık…

“Gökte Yapılıp Yere İndirilen Şehir” 

Türk şiiri, bu anlamı müdrik olan hassas ruhlar vasıtasıyla, elli yıldan bu yana bu çığlığa makes olmaya çalışmıştır. Başlangıçta sayı yeterli ve tını yüksek olmasa bile, derin vadilerden fırtınalı tepelere yükselen akisler misali bu sesi, hamd olsun ki, taşıyan ve yükselten şairlerimiz vardır. Onların bilinç ve heyecan rehberliği sayesindedir ki, bugün giderek artan bir Kudüs hassasiyeti şiirimizde kendisine yer bulmaktadır.

Cahit Zarifoğlu ve Akif İnan’a rahmet, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’e selâm olsun…

Bu öncü isimler, modern Türk şiirinin Kudüs odaklı vicdanı olmuşlardır. Kalpleri bütün bir İslam coğrafyasına yönelik hassasiyetlerle çarpma hususunda birer anıt isim olarak anılmaya seza olan bu şairlerin bugünün genç Müslüman şairlerine Kudüs ve Filistin üzerinden İslâm memleketlerine yönelme konusunda birer delil ve örnek oldukları tartışma istemez. Zira her biri-sinden bugüne Mescid-i Aksâ deyince, Kudüs deyince, Filistin deyince bizi sarsan ve uyaran çığlık gibi mısralar kalmıştır. Bu mısralar, modern Türk şiirinin vicdan sesidir aynı zamanda.

Batı Notları’nda “Yüreğimin yarısı Mekke’dir, geri kalanı da Medîne’dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır.” diyen Nuri Pakdil, 1972’de yazdığı ve aynı isimli kitabında yer alacak olan “Anneler ve Kudüsler” şiirinde bu çığlıklardan en tizini yükseltiyordu:

“Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum

Ayarlanmadan Kudüs’e

Boşuna vakit geçirirsin

Buz tutar gözün görmez olur

Yürü kardeşim

Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin.”

Pakdil’in şiirindeki en önemli mısraları bunlardır. Modern çağın Müslümanlarının hayatlarını bir kol saatini ayarlar gibi Kudüs’e ayarlamaları imgesi, serâpâ bir İslâmî bilinç donanımıdır zira. Bu bilincin bir ayağı aktüeldedir, bir ayağı ise tarihte. Tarihten bugüne taşınan bir birikimle keskinleşen bir nüfuz ve idraktir çünkü bugün bize gerekli olan. Bu iki hasletle mücehhez olma çabası ise Müslümanların önündeki en mühim ve hayatî bir imtihandır. Aksi takdirde göz görmez, ayak tutmaz olur. O yüzdendir ki, Cahit Zarifoğlu, “? Soru İşaretlerinden Biri” isimli şiirinde bu imtihanı “Filistin bir sınav kâğıdı, Her mü’min kulun önünde.” mısralarıyla ihtar eder, Nuri Pakdil’in uyarısını pekiştirir. Sezai Karakoç’un nazarında Kudüs şehri, “gökte yapılıp yere indirilen bir şehir”di. “Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri” idi. Bu yüzden onun sesine kulak vermek zorunda idik:

“Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.

Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri. (…)

Kalbime bir ağırlık gibi çöküyor şimdi,

Ne diyor, ne diyor Kudüs bana şimdi. (…)

Ve Kudüs şehri. İçiyle ve ruhuyla suskun

Göklere kaçmış hayaliyle Bir pervane gibi ışığa uçmuş gönlüyle

Bir başka âleme göçmüş hakikati.”

Karakoç için Kudüs bugün “kurşundan çiçeklerin şehri”dir, “fesad”ın istilâsına uğramış bir şehirdir, istilâcıları olan Siyonist Yahudiler ise “arzın fesatçıları”. O yüzden “yeryüzünden fesad kalkıncaya ve fitne bastırılıncaya kadar savaşmak” gereklidir Müslüman’a. “Alın yazısı Saati”nin ilk bölümü bu davetle sona erer.

Mescid-i Aksâ deyince hafızalarda ve lisanlarda hâlâ Akif İnan’ın bu isimli şiiri çınlayıp durur:

“Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde

Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.

Varıp eşiğine alnımı koydum

Sanki bir yeraltı nehri çağlıyordu.”

Bu kafile başı şairlerin delâletinde yürüyen günümüz şairleri için, Kudüs ve Kudüs’le birlikte bütün bir Filistin ülkesi, Gazze’si, Ramallah’ı, Refah’ı, Sina’sı ile insanî bir duyarlılığın tezahür vesilesi olarak aksetmiştir şiirimize. Kudüs ve Filistin için yazılan şiirler, çeşitli antolojilere konu olmuştur. Nurettin Durman’ın Filistin Şiirleri Antolojisi (2001), Adem Turan’ın Şairlerin Gazze’si (2009), Asım Öz’ün Haritada Kan Lekesi (2009) bu antolojilerden hatırlayabildiklerim. Ali Emre’nin Şiirimizde Ortadoğu (2016) isimli incelemesini, Cahit Koytak’ın Gazze Risalesi (2009) isimli Filistin’e tahsis edilmiş müstakil şiir kitabını, Arif Ay’ın Şiirimin Şehirleri (2011) isimli şiir kitabını da şiirimizin Filistin ve Kudüs temalı literatürü arasında unutmamak lâzımdır. Ve tabii ki bunların yanı sıra her biri çığlık gibi mısralar bırakmış birçok şairimizi hatırlamak da. Meselâ:

“El etek çekilir haritalardan/ Şiir vatan olur tüm Filistin’e” diyen Hüseyin Akın’ı,

“Namaza utanır oldum, işgâlde ilk kıblemiz.” diyen Sıddık Ertaş’ı,

“Şeyh Ahmed Yasin’i vurdular/Yeni bir fidan için elbet vaktim olacak” diyen NurettinDurman’ı,

“Ben yine de mağrurum: Ya şehidim ya Gazze/Tank ve füze nedir ki savdım taş ve sapanla” diyen Mehmet Şamil’i,

“Düşüyor taşları şehirlerimizin

Kudüs mahzun, Bağdat bombalanıyor

Mekke kirlenmiş, Medine utanıyor” diyen Mehmet Kurtoğlu’nu,  “Öfkeliyiz. Çok…” diyen Mevlânâ İdris’i, “Bana bakmak düşüyor, bombalar sana” diyen İbrahim Tenekeci’yi,

“Velhasıl ben Kudüs/ Her gün Kartaca/Her gün Endülüs” diyen Arif Ay’ı,

“Kokla şair, bu taşı Gazze’den getirdim

Bu görmüş olduğun kurşun

Filistin’in göğsünden çıktı

Sen Oğuz Atay’da yüzerken

İntihar yeyip intihar kusarken

Bir çocuk adam gibi öldü.” diyen Hakan Albayrak’ıve daha nicelerini…

Derler ki, Theodor Adorno, “Auswitzch’ten sonra şiir yazılamaz.” demiş. Peki, Kudüs’ten sonra, Gazze’den sonra, Bağdat’tan, Kerkük’ten sonra, Halep’ten, İdlib’den, Şam’dan, Humus’tan sonra, Ramallah, Refah, Sabra, Şatila’dan sonra şiir yazılır mı?

Adorno’nun baktığı yerden bakarsak, yazılmamalı. Ama “El etek çekilir haritalardan/Şiir vatan olur tüm Filistin’e” diyen şair Hüseyin Akın’ın baktığı yerden bakarsak, Filistin’in de, Kudüs’ün de, emperyalist istilâya uğramış bütün İslâm şehirlerinin de şiiri yazılmalıdır. Kıyamete dek… Zulmün kıyametine dek… Çünkü şiir de bir eylemdir, bir isyan eylemidir.

*Bu Makale Üsküdar Dergisi 2017-2’den alıntılanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek