MÜJDE! HAYATINIZ ROMAN OLDU

Gülsüm ÇELİK/ 28.07.2020

21. yüzyılda roman gibi hayatlar yaşamaya başladık. Aklımda üç ayrı roman var. İlki George Orwell’ın 1984’ü ve kitabın şu cümleleri: Dile son biçimini veriyoruz; başka bir dil konuşan hiç kimse kalmadığında alacağı biçimi… Sözcükleri yok ediyoruz; her gün onlarcasını yüzlercesini ortadan kaldırıyoruz. Dili en aza indiriyoruz.”

                İkinci sırada Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’i var. Kitapların yasaklandığı ve yakıldığı o dünya.

“İnsanlar hiçbir şeyden bahsetmiyor”

“Ah bir şeylerden bahsediyorlardır mutlak”

“Hayır, hiçbir şeyden bahsetmiyorlar. Genellikle bir sürü araba veya giysi markası ya da yüzme havuzu firması sayıp ne güzel diyorlar! Ama hepsi aynı şeyleri söylüyor ve kimse farklı bir şey söylemiyor.

                Üçüncü roman daha yakın bir geçmişte basılan Patricia Forde’un “Liste”si. Tanıtım bülteninde şöyle yazıyor:Ark şehri, Dünya’daki son güvenli yerdir. İnsanların hayatta kalması için Ark’taki herkes 500 kelimeyle sınırlı Listeye göre konuşmak zorundadır. Letta dışında herkes… Kelime ustasının çırağı Letta, var olan bütün kelimeleri yazıp okuyabilme ayrıcalığına sahiptir. Özgürlük, müzik ve ananas gibi yasaklanmış kelimeler ona hiç bilmediği bir dünyayı anlatır…

                Bu güçlü kurguları ve karanlık dünyalarını şimdilik bir kenara bırakalım. Gerçeklik kendine yeni bir alan açtı. Müjde! Hayatınız roman oldu. Ofislerde, kafelerde, internette ya da televizyonda tanık olduğumuz bazı cümleler kendi distopyasını yarattı. Yer: Türkiye, Yıl 2020. Fiiller dili Türkçe, artık hiçbir dile karşılık gelememektedir. Yanlışlıkla Türkçe bir eylem kullandığında insanların işleri elinden alınır; hayatları karartılır. Ölümle yaşam arasında sıkıştılar. Bakalım kahramanlarımız bu zorlu mücadelede nasıl hayatta kalacak?

 “Start’ı verelim, baktık handle edemiyoruz hold’da tutar en kötü delete ederiz”

“Sustainability manage edilmedikçe company improve olamaz”

“Task’ları queue’layalım, data’ları sort edip process’i anlamış olalım.

                1984’ün dili yok ederek insanları sürü haline getiren sistemi, Fahrenheit 451’in kitapları yakan itfaiyecileri yahut Liste’nin sınırlı kelimelerinden daha korkunç bir sahne. Üstelik gerçek bir yaşam öyküsü. Bu kasvetli senaryolar insana “Her zaman böyle miydi?” diye düşündürüyor. Bereket ki değildi.

                 Dîvân-i Lugati’t Türk yazarı Kaşgarlı Mahmut on asır evvel Türk dilini öğreniniz! Çünkü Türklerin uzun sürecek saltanatları olacaktır!demiş. Tarih onu şüphesiz haklı çıkarttı. Zaman yalnız milletlerin kaderini değil sözcüklerin kaderini de değiştirdi. Türkçe bir imparatorluk dili olarak yüzyılları devirdi. Gittiği coğrafyalardan kelimeler aldı, oralara kelimeler dağıttı. Bu yeryüzü kelimeleri asırlarca insanlarımızın hayatlarında, zihinlerinde ve kalplerinde süzüldü. Türkçe’nin yanı sıra Latince, Arapça ve İngilizce de imparatorluk dilleri olmuş, kelimeleri fethetmişti. Nihad Sâmi Banarlı “Türkçenin Sırları kitabında, imparatorluk dili şuurunu İngilizlerin “Bahtiyardır o İngilizce ki onda her dilden kelime vardır.” Sözüyle vurgular. Banarlı şu önemli hususa dikkat çeker: “Dillerin kelimeleri değil fakat sesleri ve mimarisi millîdir. “Hiçbir medeniyet dilinin bütün kelimeleri millî olamaz, fakat “sesi” mutlaka millî olur.”

                Yüzyılın başında yapılan araştırmalara göre, ana kelime sayısı 78 bini bulan dilimizin günlük yaşamda ortalama dört yüz kelimesini kullanıyoruz. Dört yüz sözcük kulağa yeterli geliyorsa bunun A4 boyutundaki bir kâğıdı bile doldurmaya yetmediğini belirtelim. 2018 yılındaki verilere göre TDK sözlüğünde 111 bini aşkın kelime kayıtlı bulunuyor. Bu kelimeler içerisinde yirmi dört ayrı dilden toplam 14 bin sözcük mevcut fakat biz hayatımızın yirmi dört saatinde ortalama büyüklükteki bir defterin iki sayfasını dolduramadan “iletişim” kurduğumuzu iddia ediyoruz. Haliyle yaşamımız, fikirlerimiz, düşlerimiz ve kelimelerimiz adeta bir ceviz kabuğuna sıkışıyor. Kafese dönüşen kelimeler nispetince düşünürüz, hayal ederiz ve yine dünyayı bu sözcüklerle algılarız. Anlatayım fakat hangi kelimelerle?

                Türkçe’de “düşmek” fiilinin tek ve birleşik hâlinde yüz elliden fazla manası var. Fuzûli, sadece Leyla ile Mecnûn’unda bile düşmek kelimesini onlarca farklı anlama gelecek şekilde kullanıyor. Düşmek sizin lügatınızda kaç kelime?

                Birbirimizi anlamayacaksak neden kelimeler var? Sözlükleri neden yakmıyoruz?

                Orwell’dan ödünç bir sözle: Düşünün! Çünkü henüz yasaklanmadı!

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek