İslam Şairi: Muhammed İkbal/ Ayşegül Uyar

Pakistan Müslümanları denilince akla gelen ilk isimlerden şair mütefekkir Muhammed İkbal, İslam dünyasının büyük problemlerle boğuştuğu bir dönemde dünyaya geldi. Ömrü boyunca dünyanın ihtiyaç duyduğu tek düzenin İslam’da olduğunu savundu.

Ülkesinde “allâme” diye anılan Muhammed İkbal şiirini Musa as’ın asasına benzettiği bir ömür sürdü. Ona göre şiir, batılı yok edip hakikate destek olmalıydı. Verdiği konferanslarla dünyanın dört bir yanında Müslümanlar üzerindeki sıkıntılara dikkat çeken şair, ölmeden önce sesini kaybetti.

Ayşegül Uyar, 21 Nisan 1938’de vefat eden Muhammed İkbal’i andığı yazısında onun hayatına ve edebi yönüne değindi.

1877’de Pakistan’ın Pencap eyaletinde doğan Muhammed İkbal, geleneksel bir anne babanın evladı olarak tasavvuf öğretileri ile büyüdü. Anne babası onun zihni gelişimi kadar dini gelişimini de önemsedi. İlk ve orta öğrenimin ardından Lahor’da hukuk ve felsefe dersleri alan İkbal, hocası Thomas Arnold’un yönlendirmesiyle Cambridge de okudu. Şüphesiz İkbal üzerinde etkili olan iki isimden biri Arnold, diğeri ise onun manevi gelişiminde yanında olan hocası Mevlâna Mir Hasan’dır.

Cambridgde’de felsefe ve iktisat eğitimi alarak Münih’e geçen Muhammed İkbal felsefe alanında araştırmalar yaptı. Lahor’a döndüğünde geçimini avukatlık yaparak sağlasa da İkbal için hukuk bir meslekten öteye geçemedi. Onun asıl tutkusu düşünmek ve yazmak üzerine oldu.

Keşmir gibi Müslümanların büyük sıkıntılara maruz kaldıkları bir bölgede çocukluğunu geçiren İkbal için gençlik dönemi yoğun fikri mücadele içinde olduğu zamanlar şeklinde tanımlanabilir. Hintli Müslümanların halini gören İkbal bir reforma ihtiyaç olduğunu savunuyordu. İslam dininin evrensel değerleri tüm dünyaya model olabilirdi. Milliyetçi akımların savunucusu olan İkbal için Hindistan Pakistan ve Hindistan olarak iki devlete ayrılabilirdi. Zamanla onun bu teorisi Müslüman halkta yankı buldu, kendi devletlerini kurabileceklerine inandılar.

1928-1929 yıllarında verdiği bir dizi konferansta İslam düşüncesinin yeniden inşası üzerine konuştu. Bu yıllarda yaptığı konuşmalar Pakistan Devleti’nin kurulması için ilk fikri nüveleri de oluşturdu.

1930’dan 1933’e kadar geçen yıllarda Dünya İslam Konseyi toplantılarına katıldı. Bu yıllarda İtalya, Fransa, Mısır, İspanya, Filistin gibi ülkelere ziyaretlerde bulundu. Devrin önden gelen liderleriyle görüşmeler yaptı. Bir aksiyon adamı olan İkbal yalnız düşünce üretmez aynı zamanda düşüncelerini siyasilerle paylaşır, halk tabanında yankı bulması için de uğraşırdı.

1934 yılında gırtlak kanserine yakalanarak sesini büyük oranda kaybeden İkbal sonraki yıllarda konuşamasa da yazmaya devam etti. 21 Nisan 1938’de vefat eden İkbal, Lahor’daki Mescid-i Şâhi minaresi dibine defnedildi.

İkbal’in eserlerinin daha geniş kitlelere ulaşması, onun ikinci evliliğinden dünyaya gelen oğlu Cavid İkbal’in çabalarıyla olmuştur.

Çocukluğundan itibaren edebiyatla hassaten de şiirle meşgul olan Muhammed İkbal ilk dönemlerde Urduca şiirler yazsa da sonra edebi anlamda etkisinde kaldığı Mevlâna Celaleddin Rumi gibi Farsça şiirler kaleme almış böylece daha çok tanınır olmuştur. 1911 yılında yazdığı Şikve isimli şiir onun ilk şiirlerinden sayılırken 1927’de yazdığı Farsça Cavidname’si İkbal şiirinin zirvesi kabul edilir.

Şiirlerinde yer yer lirik ve alegorik bir dil kullanan şair için şiir Musa (as) elindeki asa gibidir. Onun şiiri batılı yok edip hakikate destek olmalıdır. Bu yönüyle İkbal’in şiirleri devrin Müslümanlarına güç ve cesaret verecek, onları yeniden uyandıracak niteliktedir.

Hayatı boyunca bilim felsefe ve din üçgeninde okumalar yapan şairin şiirlerinde bu üçlünün birbirini tamamladığını görürüz.  Kuran’ı yorumlarken onun aktif bir mümin tarif ettiğini savunan İkbal, ümmetin kaybettiği dinamizm ve heyecanı yeniden kazanması gerektiğini savunuyordu. Cavidname’sinde insanlar için ilk doğumun mecburi olduğunu fakat ikincisinin iradi olduğunu belirten yazar, Allah tarafından bireye verilen kabiliyet ve imkanlar kullanılırsa insan-ı kamile uzanan ikinci doğumun olacağını söylemiştir. Ona göre insan kendini yeniden var etmek zorundadır ancak bu çabasıyla ve kabiliyetlerini geliştirerek birey insanı kamile ulaşabilir.

Ömrü boyunca yalnız Hindistan Müslümanlarını değil Dünya İslam Devleti fikrini savunarak bütün Müslümanları kapsayan bir devletin hayalini kuran mütefekkir için dünyanın İslam’ı tanımaya ihtiyacı vardı ve bunu da ancak Müslümanlar yapabilirdi.

İkbal’in ölümünden dokuz yıl sonra onun hayalini kurduğu bağımsız Pakistan Devleti kuruldu. Pakistan halkı bugün hala İkbal’i “Pakistan’ın Babası” olarak anmaktadır ve fikirleri yalnız ülkesinde değil tüm dünyada geniş kitleleri etkilemeye devam etmektedir.

DUA

Ya Râb, Müslümanlara öyle zinde bir arzu ver ki

Yüreği yansın ve ruhu çırpınsın

Faran vadisinin her zerresini yeniden ışıldat

Yine seyir şevki ver yine ısrar zevki ver

Manzaradan mahrum olana yine görebilen göz ver

Gördüklerimi başkalarına da göster

Yolunu kaybetmiş ceylanı gene Harem’e doğru götür

Bu şehirliğe çöl genişliği ver

Yalnız olan kalbine gene mahşeri gürültü ver

Boş olan bu taht-ı revana

Yine Leyla gibi bir güzel ver

Bu çağın karanlığında her ızdıraplı kalbe

Ay’ı bile mahcup eden bir sevda ver

Hedeflerini yükseklik bakımından

Süreyya’ya eşit kıl

Ona sahilin vakarını ve ırmağın özgürlüğünü ver

Sevgisi karşılıksız olsun

Doğruluğu atik olsun

Sinelerini aydınlat

Kalblerini kadeh gibi yap

Güçlük belirtilerine duyma hissi ver

Bugünkü gürültüler arasında geleceğin endişesini ver

Ben talan olmuş gül bahçesinin bülbülüyüm

Etki yapmayı arzuluyorum,

muhtaç olana Rezzak versin.

(Armağan-ı Hicaz’dan)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek