ÇIRPINIRDI KARADENİZ

Milletimizin Azerbaycan ile karşılıklı muhabbet bağı kurması için sebepleri çoktur. Soydaşızdır, kan bağımız vardır, birizdir. Yabancı değil, bizdir. Aynı safta durup karşılıklı birbirimizi kolladığımız zamanlar daimdir.

Azerbaycan’la aramızda bir şarkı var, Çırpınırdı Karadeniz. Yıllarca dilimizden düşürmemişiz, zamanla anonim olduğunu bile düşünmüşüz. Sonra bu şarkıyı Azerin isimli şarkıcıdan dinlemeye alışmışız. Hikayesi hepi topu böyle midir? Bu Azeri sanatçı şarkıyı nasıl keşfetti? “Fırtınalar dursun yana / Yol ver Türk’ün bayrağına” bizi nerede yakalar, gelin birlikte öğrenelim.

Gülsüm Çelik Netyazı okurları için yazdı…

Aşık Mahsuni Şerif’in Bu Dağlar Bizim Dağlar türküsünde şöyle bir bölüm geçer: Gülüm naçar ağlama, Gündür geçer ağlama, Bu kapıyı kitleyen, Bir gün açar ağlama” Sözleri duyunca Azerilere ait olduğu düşünülen şu atasözü hatırımıza düşer: Ağlama naçar ağlama! Gün gelir, geçer ağlama! Felek bağlayan kapını, bir günde açar ağlama!” Birkaç kelime farkla aynı his ve durum ifade ediliyor. Naçar, çaresiz; içinde bulunduğu durumu kabul etme zorunda kalarak, ister istemez anlamlarına geliyor. Zor günlerin geçeceğini ve kapanan kapıların elbette açılacağına dair inanç her iki söylemde de ortak. Çünkü aynı hisleri benzer kelimelerle ifade eden bir milletiz.

Milletimizin Azerbaycan ile karşılıklı muhabbet bağı kurması için sebepleri çoktur. Soydaşızdır, kan bağımız vardır, birizdir. Yabancı değil, bizdir. Aynı safta durup karşılıklı birbirimizi kolladığımız zamanlar daimdir. Bir neslin bildiği o meşhur şarkı yarışmasında birbirine karşılıklı tam puanları gitmiştir. Siyasi ve politik çıkarları bir yana Eurovision denilince Türkiye’nin 12 puanı Azerbaycan’a; Azerbaycan’ın 12 puanı Türkiye’ye göndermesi iki ülke insanının dünya ülkeleri önünde birbirine yaptığı güzel jestler olarak hâlâ anılır. Dost iki ülke ve tek millet olarak vefamızı ve içten yüzümüzü birbirimizden esirgemediğimize bu nesil şahittir.

Aramızda yine bir şarkı var, Çırpınırdı Karadeniz. Yıllarca dilimizden düşürmemişiz, zamanla anonim olduğunu bile düşünmüşüz. Sonra bu şarkıyı Azerin isimli şarkıcıdan dinlemeye alışmışız. Hikayesi hepi topu böyle midir? Bu Azeri kızı şarkıyı nasıl keşfetti? “Fırtınalar dursun yana / Yol ver Türk’ün bayrağına” bizi nerede yakalar, gelin birlikte öğrenelim.

Şarkıcı Azerin, Şan hocası Emre Yücelen’le yaptığı röportajda şarkıyı repertuvarına dahil etmesinin hikayesini anlatıyor. “93-94 yılları arasında Türkiye’deki bir konserin bitişinde bir beyefendi imza için yanıma geldi. Kızım böyle bir eser var onu da söylesene, dedi.” Bunun üzerine Azerin şarkıyı öğreniyor ve üzerine araştırmalar yapıyor. İlginçtir şarkıyı ilk okuduğu zaman kendi ülkesinde dışlanıyor. Halkın bir kısmı “Türk’ün bayrağı” kısmına tepki gösteriyor. Bilmemek bir kez daha yük oluyor insana, bilmediğine hemen cephe alıyor. Kendi toprağının sesini tanımamak, milli kimliklerinden ne kadar uzak düştüklerinin mührü oluyor.

Sanatçıyı bu muhalif hâl durdurmaz, nitekim Azerin de durmuyor. Şarkının sözlerini yazan şair ve ailesi hakkında bilgiler ediniyor. Şarkıyı icra etmeye çıktığı her sahnede insanlara bu şarkının ne zaman ve niçin yazıldığını anlatıyor. Bunu “Araştırdıklarımı her programda ben insanlara aktarmaya başladım. Sadece şarkı söylemiyordum, hem de Çırpınırdı Karadeniz’in tarihini öğreniyordum.” sözleriyle ifade ediyor. Hikayesi olan kazanıyor, sadece estetik bir zevki değil, bir devrin gerçek yaşamını ince bir dille aktarıyor. Tarihin üzerindeki tozları silip ipekten bir tülle sarıyor yaralarını halkın. Şarkıyı dinleyenlerin duygulandıklarını, ağladıklarını ifade etmesi bu ortak geçmiş ve acının vesilesiyle oluyor.

DÜŞÜNMEK İÇİN DURMAK GEREK

Dücane Cündioğlu, düşünmek için durmak gerektiğini söyler. Duralım ve şunu düşünelim. Bir şiir nasıl koca bir milletin diline yıllarca bir marş, türkü, şarkı olarak takılabilir? Bunun bir formülü var mıdır?

Şair Ahmed Cevad’ı tanıyınca bu formülün salt vatan ve millet sevdasının, içinde yaşadığı coşku ve heyecanın samimi bir ürünü olarak nitelendirebiliriz. Öyle ki bu samimiyet onu bugün bile rahmet ve minnetle anmamızı üzerimize borç olarak bırakır. Kim olduğunu bilmeyenlere kendi mısralarıyla cevap verelim

“Soranlara ben bu yurdun; anlatayım nesiyim: Ben çiğnenen bir ülkenin Hakk bağıran sesiyim”

Ahmed Cevad bey, Azerbaycan için önemli bir şahsiyettir. Bizim için Mehmet Akif neyse Azerbaycan için de Ahmed Cevad Bey öyledir. Milli şairdir, Azerbaycan milli marşını yazmıştır. Üstelik Akif’le de çağdaştır ve kalpleri vatan için aynı frekansta atar. 16 yaşında öğretmenliğe başlar. Osmanlı’nın içinde olduğu zor durumu görünce, 1912 yıllarında “Kafgaz Gönüllüler Cemiyeti”ne üye olarak, Balkan Savaşları’nda Türk halkına destek vermeye gelir. Arkadaşlarıyla kurdukları cemiyetlerle, Kars, Sarıkamış, Batum, Ardahan ve Gürcistan’da Ermenilerin zulmüne uğrayan insanlara yardıma koşar. 1915 yılında Rus ve Ermenilerin katliamlarına sahne olan Kars ve Erzurum halklarına büyük yardımlarda bulunurlar.

Eylemlerin tek sebebi vardır:

“Vicdanım emr etti imdada geldim / Mazlum sesi duydum, imdada geldim.”

Çırpınırdı Karadeniz’i yazmak böyle bir kalp ikliminde yaşayan şaire nasip olur. Bir rivayete göre 1914’te Osmanlı Devleti’nin Harb-i Umumi’ye (Birinci Dünya Savaşı) girişini ilan etmesinin ardından, bu gelişmenin heyecanıyla, bir başka rivayete göre de 1914’te Rauf Orbay’ın Hamidiye Kruvazörünün Karadeniz’de Rus Deniz Kuvvetlerini mağlup ettiği haberleri Bakü sokaklarında yankılanırken Ahmet Cevat da çoşkuya gelir:

‘Çırpınırdın Qara deniz / Baxıb Türk’ün bayrağına!

“Ah!…” deyerdim, heç ölmezdim / Düşe bilsem ayağına.’

Yıllar geçer, 1918’de Sovyet Bolşevikler ve Ermeni çeteleri Azerbaycan’a girdiklerinde çocuk, kadın, yaşlı demeden 40 bin insanı katlederler. Azeri aydınları Osmanlı’ya mektup yazarlar ve yardım isterler. Enver Paşa, Azerbaycan ve Dağıstan’ın Osmanlı’dan yardım talep etmesi üzerine kurdurduğu Kafkas İslam Ordusu’nun kumandanlığına kardeşi Nuri Paşa’yı getirir. Nuri Paşa, Kafkas İslam Ordusuyla Azerbaycan’a gelir ve Gence’de Azeri askerlerine kırk beş gün eğitim verir. 15 Eylül 1918’de bütün bölgeleri işgalden kurtararak Bakü’ye ulaşırlar ve galibiyeti ilan ederler. Bugünkü adıyla İstiklaliyet sokağına Nuri Paşa, arkasında Kafkas İslam Ordusu ile girdiğinde halk da seferden gelenleri çoşkuyla karşılar. O anda dahi bestekar Üzeyir Hacıbeyli, Ahmet Cevad’ın Çırpınırdı Karadeniz şiirini besteler.

Anlıyoruz ki Çırpınırdı Karadeniz romantik bir zaman diliminde yazılan bir şiir değildir. Uğrunda çekilen acılar ve kaybedilen canlar buna şahit. Bilmek, unutmanın düşmanıdır. Anlatacağız. Azerin “Ben o mefkure insanların, o büyük şahsiyetlerin hakkı yerde kalmasın diye bunları öğrendim. Üzeyir Beyin hakkı yerde kalmasın, Ahmet Cevad’ın hakkı yerde kalmasın diye bunları borç bildim kendime. Tabii ki ben Çırpınırdı Karadeniz’i farklı söyleyemem artık.” diye anlatıyor. Borcu borcumuzdur.

ÇIRPINIRDI KARADENİZ

Çırpınırdın Kardeniz,

Bakıp Türk’ün bayrağına

“Ah” deyerdin, hiç ölmezdim,

Düşebilsem ayağına.

Ayrı düşmüş dost elinden,

Yıllar var ki, çarpar sinem,

Vefalıdır, geldi giden,

Yol ver Türk’ün bayrağına.

İnciler dök gel yoluna,

Sırmalar düz sağ, soluna

Fırtınalar dursun yana

Selam Türk’ün bayrağına.

Hamidiye o Türk kanı

Hiç birinin bitmez şanı

Kazbek olsun ilk kurbanı,

Selam Türk’ün bayrağına.

Dost elinden esen yeller,

Bana şiir, selam söyler

Olsun bizim bütün eller,

Kurban Türk’ün bayrağına

Ahmed Cevad, 15 Aralık 1914, Gence/Azerbaycan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek