Şiirde Çığır Açan Şair “Cenap Şahabettin”/ Senem Dinç

Sanat anlayışlarının zamanın değişmesiyle paralel olarak değişebileceğini, kullanılan kelimelerin, tabirlerin, betimlemelerin yerine çağa göre yenilerinin konulabileceğini savunan Cenap Şahabettin’i ölümünün 87. yıl dönümünde, kendisini sizlere hatırlatarak anıyoruz.

Hem şair hem de yazar olan Cenap Şahabettin, Türk edebiyatında sembolizm akımının öncüsü olarak kabul edilir. 1870 yılında Manastır’da dünyaya gelmiştir. Manastır dediysek bugün Makedonya sınırlarında yer olan Manastır’dan bahsediyoruz. Kendisi, doğum tarihini şu şekilde aktarıyor:

“1286 veya 1287 senesinde olacak, Manastır’da doğdum. Hanemiz Hamamönü Mahaliesi’nde idi. Vâlîdem O, Fransa-Avusturya Muharebesinde doğdu diyordu. Herhalde Martın 21. pazar günü tulû’dan iki saat evvel.”

   Binbaşı Osman Şahabettin Bey, yani babası 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında, Plevne’de şehit olmuştur. Ardından ailesiyle İstanbul Balat civarında bulunan Dırağman Mahallesine yerleşen küçük Cenap’ın hayatı da burada şekillenmeye başlar.

Cenap Şahabettin, Abdülhak Hamid, Süleyman Nazif, Midhat Cemal Kunta, Mehmed Akif, Sami Paşazade Sezai

   Cenap Şahabettin kendisinden önce Şinasi, Nabızade Nazım gibi isimlerin de ilköğrenimini tamamladığı Tophane Fevziye Mektebinde ilköğrenime başlar. Ardından Eyüp Askeri Rüştiyesi’ne verilir ve burası yıkıldıktan sonra Gülhane Askeri Rüştiyesi’ne geçiş yapar. Öğrenimini Askeri Tıbbiyede sürdüren Cenap Şahabettin 1899 yılında hekim yüzbaşı olarak mezun olur. Kendi ifâdesine göre “birincilikle mezun olduğu için”, mezuniyetinden 9 ay sonra cilt hastalıkları üzerinde ihtisas yapmak üzere, devlet tarafından, Paris’e gönderilir. Paris’te dört yıl kalır.

   Henüz Tıbbiyede iken edebiyata merak salan şairimizin ilk eseri 1885’te Muallim Naci’nin yönettiği Saadet Gazetesi’nde yayımlanmıştır. Cenâb Şehabettin, yazı hayatına başlamasıyla ilgili olarak şöyle anlatıyor:

“İlk şiirim, bir gazeldi. Saadet Gazetesi’nde basılmıştır. Bir mısraı hatırımdadır:

<<Gamze-i hâzır-cevâbından cevâb ister, cevâp! >>

O vakit 14 yaşında filândım.”

   1914 yılında hekimlikten emekli olan Cenap Şahabettin Darülfünun’da Türk Edebiyat Tarihi, Batı Edebiyatı ve Fransızca dersleri vermeye başlar. Üniversitede görev yaparken Milli Mücadele’yi küçümseyen, hatta Yunanlıları öven cümleler sarf ettiği iddia edilir. Kendisi bu iddiaları yalanlasa da aksini ispat etmeye çalışsa da bazı öğrenciler ve hocalar tarafından yapılan eylemler sonucunda görevden istifa etmeye mecbur kalır. 1922 yılında gerçekleşen bu olayda Cenap Şahabettin ile birlikte Ali Kemal, Rıza Tevfik, Hüseyin Daniş ve Barsamyan Efendi de Darülfunun’daki görevlerinden istifa etmişlerdir.

   Cenap Şahabettin’in ilk şiirleri Muallim Naci etkisi ile divan edebiyatı türündedir. Ancak sonraları Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamid Tarhan’dan etkilenerek Batı tarzı şiire yönelir. Şiirde siyaset etkisini eleştirir. Servet-i Fünun dergisinde şiirleri yayımlanmaya başlayan şair, zamanla Tevfik Fikret ve Halit Ziya Uşaklıgil’le birlikte Servet-i Fünun edebiyatının en önemli üç isminden biri olur.

   Şiirleriyle ve sanata yaklaşımıyla çokça tartışmalara sebep olan şair, şiirde heceyi müzikle uyumlu kullanmayı savunur ve şiirlerini bu yenilikçi tarzıyla birlikte aruz ölçüsü ile yazmaya devam eder. Bu yönüyle Abdülhak Hamid Tarhan’dan sonra Batı tarzı şiirde en önemli yenilikleri yapanlar arasında yerini alır. Cenap Şahabettin 1908 sonrasında düz yazıya ağırlık vererek “Tanin”, “Hürriyet”, “Kalem” ve “Hak” gazetelerinde makaleler yazar.

Ömrünün sonlarında yoğun olarak üzerinde çalıştığı Fransızca-Türkçe sözlüğünü tamamlayamadan beyin kanaması nedeniyle 12 Şubat 1934’te İstanbul’da vefat etmiştir. 14 Şubat’ta da sade bir törenle Bakırköy Mezarlığı’nda kızı Destine Hanım’ın yanına defnedilmiştir.

Cenap Şahabettin’in yazmak meselesine dair Florinalı Nazım Beye anlattığı kendi cümlelerine yer verdikten sonra eserlerine geçebiliriz.

“Kelime aramak, sıfat aramak, fiil aramak, bulduklarından memnun olmayarak diğerlerini, sonra onları da beğenmeyerek başkalarını, daha başkalarını, daima fikre, ifâde edilmek istenilen şeye nazaran daha münasiplerini aramak, buluncaya kadar düşünmek, sonra cümlelerin, uzunluklarım, okuyucuya yapacağı tesirleri, dinleyicilere vereceği «zevk u ıztırâbı ölçmek, tartmak, hesâb etmek ve ona göre bir cümleden kesmek, ötekine ilâve etmek… Daha sonra ittıradı yok etmek için iki cümlede aynı faili kullanmamak, birbirini takîb eden cümleleri aynı sığa ile kapamamak, müsbet menfi, istifham, hitâb, istiğrak, dikkatle kullanmak, nöbetleşe her şekle başvurarak okuyucuyu ayni edatın tekerrürü ile yormamak…
Diyeceksiniz ki, bu kadar kuyud altında yazı yazmak bir kalem işkencesi olmaz mı? Belki öyle olur amma san’at güçlükle kaimdir.”

ESERLERİ

Cenap Şahabettin’in eserlerini paylaşmadan önce edebi sürecini özetleyelim:

  1. Muallim Naci etkisi ile divan şiiri
  2. Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamid Tarhan etkisi ile Batı tarzı şiirler
  3. Fransız etkileri (Paris yılları)
  4. Servet-i Fünun dönemi (sembolizm)
  5. 1908 sonrası düz yazı dönemi

Şiir:

  • Tâmât (1887)
  • Seçme Şiirleri (1934, ölümünden sonra)
  • Bütün Şiirleri (1984, ölümünden sonra)
  • Terâne-i Mehtap
  • Tiyatro:
  • Körebe (1917)
  • Küçük Beyler
  • Yalan

Düzyazı:

  • Hac Yolunda (1909)
  • Evrak-ı Eyyam (1915)
  • Afak-ı Irak (1917)
  • Avrupa Mektupları (1919)
  • Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözleri (1918)
  • Vilyam Şekispiyer(1932)
  • Tiryaki sözleri (Özdeyişler)
  • Suriye Mektupları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek