Gogol: Şiirlerini Yakıp Öyküleriyle İlham Olan Yazar/ Zehra Yıldırım

“İnsanın her şeyden bezmesi modern bir hastalıktır.” diyen ünlü yazar Nikolay Vasilyeviç Gogol’u ölüm yıl dönümü sebebiyle anıyor, Onun hayatından kesitler sunan Zehra Yıldırım’ın yazısını dikkatinize sunuyoruz.

Ne dersiniz, Gogol ünlü bir yazar olarak anılmadan önce hangi yollardan geçmiştir?

Nikolay Vasilyeviç Gogol, 1809’da Ukrayna’nın Mirgorod yakınlarındaki Soroçinski köyünde, doğdu. Gogol kelimesinin eski Türkçe ve diğer Türk dillerinde, “gök rengi” anlamına gelen, “gögöl, gögül, gögel” sözcükleri ile anlam bakımından benzediği öne sürülse de Nikolay Vasilyeviç Gogol’un Türk olduğuna dair bir bilgi ya da işaret yoktur.

Babası kukla tiyatrosu yazarıydı,  eserlerini Ukraynaca yazmıştı. Nikolay Vasilyeviç Gogol babasının aksine eserlerini Rusça yazdı. Annesi askeri geçmişi olan bir aileden geliyordu. Çocukluğunu geçirdiği köyde Kazak kültürü hâkimdi. Bu kültür onu büyük oranda etkiledi ve yıllar sonra bu kültürden izler taşıyan eserler verdi. “Dokuz yaşındayken babası, onu askeri liseye başvurabilmesi için hazırlayacak bir öğretmenin yanına bıraktı. Birkaç ay sonra ise Nijena’da açılan Yüksek Bilimler Askeri Lisesi’ne başladı ve burada altı yıl okudu.” [1]

Gogol, yazmaya lise yıllarında öğrenci tiyatrosu için oyunlar kaleme alarak başladı ve bu oyunların bazılarında oyunculuk da yaptı. Aradığını bulamadığı için şiire yöneldi, şiirler yazdı. 1828’de Petersburg’a gitti. Amacı hem şiirlerini yayımlatmak hem de üst bir memuriyet göreviyle geçimini sağlamaktı ama para ve bağlantılar olmadan istediği yere gelemeyeceğini anladı. Almanya’ya gitti, parası bitene kadar da kaldı. Petersburg’a geri döndü ve düşük rütbeli bir memur olarak işe başladı. Kendi parası ile bastırdığı ilk şiiri, eleştirmenler tarafından sertçe eleştirilince yazdığı diğer şiirleri ve o güne kadar edindiği, okuduğu kitapları yaktı. Bir müddet sonra içindeki yazma isteğini durduramayacağını anladı.  Şiir yazmayı bırakıp öyküye yöneldi. Yazdıklarının tekrar eleştirilmesinden korksa da ilk eserini yayımladı.

1831-32’de iki cilt olarak yayımladığı, Dikanka Yakınlarındaki Bir Çiftlikte Akşamlar, Gogol’ü hayalini kurduğu kabul görme ve beğenilme arzusuna ulaştırdı. Şiirde yaşadığı hayal kırıklığı yatıştı. Birçok yazar gibi ana yurt sayılan çocukluğundan beslendi, çocukluk döneminde tanıdığı taşrayı, halk kültürünü okuyucuya çok iyi aktardı. Dikanka hikâyeleri sadece Rusya’da değil, diğer Slav ülkelerinde de büyük bir ün kazanmasını sağladı. Petersburg Üniversitesi’ne Tarih alanında yardımcı profesör olarak atandı. Bir yıl sonra kendini bu alanda yeterli görmediği için istifa etti, öğretmenlik yaptı.

 Ünlü yazar Puşkin’in Dikanka Yakınlarındaki Bir Çiftlikte Akşamlar’dan övgü ile bahsetmesi aralarında bir dostluk kurulmasına yol açtı.  Puşkin’in eleştirilerini çok önemseyen Gogol, yazdıklarını önce ona gösterdi, yorumlamasını istedi. Puşkin yazdıklarını beğendikçe kendine güvendi. Hatta kimi kaynaklarda yazdığı eserlerinin başarısını Puşkin’e bağladığı, onun etkisiyle iyi yazdığını düşündüğü geçmekteydi.

Gogol, daha fazla yazmak için memuriyetten ayrıldı. ‘1835’te Burun adlı öyküsünü yazdı. Öyküyü gönderdiği Moskovski Nabludalet dergisinin yazı işleri müdürü hikâyeyi beğenmediği için geri çevirdi.’[2] Daha sonra Burun öyküsü Puşkin’in çıkardığı dergide yayımlandı. Hem Burun hem de Araba hiciv içeren, ironi ve mizahın iç içe geçtiği öykülerdi. Okuyucular tarafından çok beğenildi.

Gogol, her aşamasını ince ince kurduğu Bir Delinin Hatıra Defteri’ni,  günlük biçiminde birinci kişi ağzından yazdı. Küçük rütbeli bir memurun yaşadığı geçim sıkıntısını ve toplum içinde nasıl hor görüldüğünün anlaşılmasını istedi. Ağır yaşam şartlarına dayanamayarak akıl dengesini yitiren, âşık olduğu kıza ulaşamadığı günlerin sonunda deliren kahramanı herkese sevdirdi.  

Kahramanın hastalığı arttıkça günlüğe yazdığı tarihler ve olayları aktarış biçimi aşama aşama değişti. Yazar, onun mantık dışı ve komik düşünceleriyle, akıl hastahanesindeki trajik yaşamını olağanüstü bir güçle birleştirdi. Böylelikle Bir Delinin Hatıra Defteri trajik komedi tarzının başarılı bir örneğini oldu. Bir Delinin Hatıra kitabında kahraman: “Şu anda her şey ayna gibi apaçık önümde. Meçhulüm olan hiçbir şey yok. Daha önce anlayamıyordum. Bir sis perdesi ardında gibiydi her şey. Bu da sanırım, insanların beynin kafada olduğunu düşünmelerinden kaynaklanıyor. Kesinlikle doğru değil bu! Rüzgârla Hazar Denizi taraflarından gelir beyin.” demişti.

Gogol daha sonra bürokrasiyi muzip bir alaycılıkla yeren Müfettiş adlı oyunu yazdı. Bu oyun Petersburg ve Moskova’da sahnelendi. Devlet erkânının tepkisi sebebiyle Gogol, Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldı.

Rusya’dan ayrıldıktan sonra Puşkin’in yönlendirmesiyle yazmaya başladığı Ölü Canlar eseriyle aynı zamanda Palto’yu da yazdı.

Gogol başyapıtı olan Ölü Canlar’da Dante’nin İlahi Komedyası’ndan ilham ile kurgulayıp, devlet yönetimindeki adaletsizlikleri, toplumda gördüğü bozulmaları,  feodal Rusya’yı anlattı. Roman kahramanı Çiçikov için, “Rus insanının eksiklerini, ayıplarını göstermek için yazdım onu; yoksa üstünlüklerini, erdemlerini göstermek için değil.” dedi.

Ölü Canlar’ı tıpkı Dante gibi üç cilt yazmak üzere planladı ama yazdığı ikinci cildi yaktı. Kimileri onun Ölü Canlar II’yi bir rahipten etkilenerek yaktığını öne sürerken kimileri yaşadığı bunalımlar sonucu yaktığını idda etti. Ruhsal ve fiziksel sağlığı giderek bozulmaya başlayan ve zaman zaman maddi sorunlar da yaşayan Gogol, 21 Şubat 1852’de öldü.


[1] Uğur KESKİN, Gogol’un Yaşam Öyküsünün Eserlerindeki Yansımaları, s.312-313

[2] https://samihguven.blogspot.com/2019/02/20-maddede-nikolay-gogol.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek