ELF GÖZLERİN NELER GÖRÜYOR LEGOLAS?

GÜLSÜM ÇELİK

Yüzükler Efendisi: İki Kule filminin en sevilen ve bilinen repliklerinden biri. Aragorn, Sindar elfi olan Legolas’a tepeye ulaştıklarında ne gördüğünü şu cümleyle sorar: “ Legolas, Elf gözlerin neler görüyor?” İnsanüstü görüşe sahip gözleri o an işe yarar, Legolas vadinin ötesine bakar ve görür. Cevabı açıktır, Urak-hai’lerden şöyle haber verir: “Kuzeydoğuya dönüyorlar. Hobbitleri Isengard’a götürüyorlar.”

            İnsana dair olağanüstü yetenekler ancak efsaneler, filmler ya da kitaplarda karşımıza çıkıyor. Orta Dünya’nın keskin bakışlı Legolas’ına karşın günümüz dünyasında bizlerin işleri ve yetenekleri bambaşka. Haliyle kusurları ve sınırları da. Bazılarımız görmek için ince kenarlı, kalın kenarlı ya da silindirik mercekler kullanıyor. Gözlük tercih etmeyenler lensi seçebiliyor hatta bundan da rahatsızlık duyanlar ameliyata başvuruyor. Neticede temel amaç iyi görmek. Eksiksiz. Hatasız. Peki, eksiksiz görmek insan için mümkün müdür? İnsan her şeyi görebilmek üzere mi yaratılmıştır? Görememek hangi hâl ve şartlarda bir hastalık halidir?

            Mevlana’ya bakmakla görmek, âşık olmakla sevmek arasındaki farkın ne olduğu sorulmuş. Hazret, soruya şöyle cevap vermiş: “Senin baktığına herkes bakıyor; ama ya görebildiğini herkes görebiliyor mu?…

Aralarındaki tek fark sensin. Seni özel kılan görebildiğini ve sevebildiğini bilmektir.” Kabul ediyoruz ki insan her baktığını göremiyor. Zira her şeyi görebilmek tanrısal bakış açısını gerektirir. Burada dâhil değil hariç, yaratılan değil yaratıcı olmak vardır. İnsan halinde görmek; sınırlı, göreli ve hatta yanıltıcı olabilir. İnsan aslında hiç göremez desek sınırı aşmış olmayız. Zira kişinin bilgisi, algısı ve amacı görme eylemini doğrudan etkiler. İyimserliği ile tanıdığımız masal kahramanı Polyanna da bize bunu anlatır. Durduğu zemin görüşüne etki etmektedir. Bu yetim kızın yaşadıklarından başkaları farklı sonuçlara ulaşabilecekken o, “Mutluluk Oyunu” adını verdiği bir yolla iyiyi ve güzeli görmeye odaklanmıştır. Yanlıdır, gerçeği bükmektedir.

            Görüşü etkileyen etmenlerden birisi de gözün kafa üzerindeki konumudur. Farklı görüş açıları bu yerleşmeye göre meydana gelir. İnsan ırkı olarak gözlerimiz birbirine yakın, vücudumuzun üst bölgesinde ve neredeyse tepededir. Bu konum sayesinde ileriye doğru baktığımızda 180 derecelik bir görme açısına ulaşırız. Görmeyi insan noktasından ayırıp diğer varlıklar arasında incelediğimizde bu imkânın genişlediğine şahit oluruz. Gözleri kafalarının iki yanına konumlandığı için atlar geniş açılı bir görüşe sahiptir. Bu açı sayesinde yanlarından ve arkalarından gelen tehlikeyi rahatlıkla sezerler. Hatta biliriz ki at gözlüğü de bu geniş görüşü sınırlamak için takılır. İlginçtir, bu kadar geniş görmek atlarda bir kusur haline döner. Zira gözleri arasına fazla mesafe girdiği için atların görüşlerinde büyük bir kör nokta meydana gelir. Yanda ve arkadaki pek çok nesneyi görmek önde bir körlük oluşturur.

            Genişleyen görüş açısı bazı hayvanlarda kusursuz bir kabiliyettir. Öyle ki bazılarında tanrısal görüşe en yakın bakışı yakalarız. Coğrafya derslerinde harita ve ölçek konusunun başkahramanı olan kuşlara, dersteki haliyle kuş bakışına denk geliriz. Nispeten her şeyin üzerinde olan bu varlıklarda aşağı doğru kesintisiz bir bakış ve görme mevcut. Yeryüzünü tarıyor, araştırıyor ve analiz ediyor. Daha fazla imkân ve genişlik. İnsan hayatını kolaylaştırmak için haritalar, krokiler ve planlar bu bakış kopya edilerek hazırlanıyor.

            Kuşlardaki bu yüksek görme hâli diğer kanatlılarda görüş keskinliğine ve tam görme kabiliyetine döner. Petek göze sahip böceklerde ommatidyum adı verilen küçük görmegözeleri vardır. Bu hücrelerin sayısı arttıkça görüş keskinliğini artar. Karasinekte 4 bin adet ommatidyum bulunurken bazı helikopter böceklerinde bu sayı 30 bine kadar ulaşır. Karasinek, her biri farklı yöne dönük olan görmegözesi sayesinde 360 derecelik bir açıyla çevresini algılayabilir. Aynı şekilde sıçrayan örümcekler de sahip oldukları sekiz göz sayesinde 360 derecelik bir görüşe sahiptirler.

            O halde şöyle söyleyebiliriz. Yeryüzüne inildikçe görüşteki açı daralır. İnsan hiç hareket etmeden ancak kısıtlı bir alana bakabilir. Şayet ileri hareket edecekse yanlarını ve arkasını çevreleyen varlıktan mahrum kalır. Görmediği, onun için bir nevi yok hükmüne düşer. Nesne ya da obje sürekliliğini kaybeder. Bu bize insanın dünyaya ilk geldiği dönem halini hatırlatır. Bebeklerin 4-5. aylarda nesne sürekliliği gelişmemiştir. Annesi görüş açısından çekilirse bebeğin ağladığına ve hatta feryat ettiğine şahit oluruz. O küçük varlıklar için bu sarsıcı bir andır. Zira gözünün önünden ayrılan kaybolur, yok olur ve hatta ölür. Nesne sürekliliği ancak 9. aydan itibaren kazanılır. Kuramcı Piaget’e göre bu durum bebeğin bilinçli davranışa geçmesi anlamına gelir. O halde gözümüzün önünde olmasa da cisimlerin var olduğunu kabul etmek bilinç halinin de işaretidir.

            İnsan merkezinde görmek zikrettiğimiz sebepler neticesinde hastalıklı ve kusurludur. Hastalıklıdır çünkü insanda görüntüyü kaybetmek öfke, sinir ve tedirginlik hali yaratmaktadır. Kusurludur çünkü görmek insanın ayaklarının bastığı zemine, onu besleyen fikre, hareketine ve bakışına göre şekillenir. Baktığında her şeyi göremeyişi, perspektifinin ve algısının darlığı insana sadece ayak değil ayrıca göz bağıdır. Var olanı görmediği için yok saymak cehalettir. Kişinin tanrı olmadığını hatırlaması, tedavinin ilk basamağı kabul edilir.

            İyi niyet de böyledir bir bakıma. İnsan vücudundaki konumuna göre anlam kazanır, işe yarar. Dikkat edin. Eğer bu konum kalbe denk gelmezse, kör noktalar kaçınılmazdır.

            Gözlerin nerede? Kalbinin merkezi neresi? Elf gözlerin gerçekten görüyor mu Legolas?

                                                                                                         

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek