DUVAR USTASI

HATİCE ŞAHİN

En iyi, en sağlam duvarları o örerdi.  Çalışma saatleri oldukça esnekti. Her an her yerde örebilirdi duvarını. Bu yüzden tuğlasını,  çimentosunu, kumunu, malasını yanında taşırdı.  Dairedeki arkadaşlarının konuşmaları boğuyordu onu.  Ev taksitlerini bitirmişler,  arabayı yenilemeyi düşünüyorlarmış. Tatil için de erken rezervasyon şartmış. Bıkmıştı bu muhabbetlerden.  Kalktı dairenin ortasına bir harç kardı.  Çimentosunu fazla tuttu, malzemeden kısmadı. Hemen oracıkta şahane bir duvar yükseldi.  “Çok iyi!” dedi,  gururla baktı eserine. 

Akşam yorgun argın eve geldi.  Karısı yemekten sonra ısrarla istemediği konuları açıyordu. Bin yıldır aynı perdeleri, aynı mobilyaları kullanıyorlarmış. Müzeye götürse tarihi eser diye alırlarmış. Acaba en son ne zaman ona bir şey almış, hatırlıyor muymuş?   Usta gerindi, kalktı,  bir çırpıda ördü duvarını. Zevkle baktı eserine. Rahatça ayaklarını uzattı, gözlerini kapadı. Ne de olsa duvar ses geçirmiyordu.  

Ertesi gün annesi aradı.  Niye gelmediğini soruyordu. Köyde yapılacak bir yığın iş vardı. Sebzeler olgunlaşmıştı,  babası yaşlanmıştı. Etrafına bir göz gezdirdi.  Malzeme kalmış mı diye baktı.  Olan malzemelerle derme çatma bir duvar ördü. Annesine gelince hep böyle oluyordu. Duvarı örüyordu örmesine de biraz kumu fazla kaçıyordu. Ustalığını kaybediyordu sanki.  

Çocuklarına da ördüğü duvarlar vardı. Onlar mutlaka bir fırsatını bulup gedikler açıyorlardı. Ergenlik çağındaki oğlu öfkesiyle, minik kızı şirin bakışıyla deliyordu duvarı. Her seferinde yeniden sağlamlaştırmak gerekiyordu.  

Apartman komşularına karşı ördüğü duvarlar vardı mesela. Berlin duvarı gibi sağlam, onun kadar ayrıştırıcı. “Siz kuzeysiniz, ben güneyim” diyordu onlara.  Akrabalarına karşı Çin Seddi gibi uzun, uçsuz bucaksız duvarlar örmüştü. Git git bitmiyordu. Onların isteklerinden, saldırılarından böyle korunduğunu düşünüyordu.

Ağlama duvarı da inşa etmişti kendine. Saçma fikirleri, inançsızları, kendi biricik yolundan sapanları gördükçe yüzünü bu duvara dönüyor; böylece ben putunu canlı tutuyordu.

Gün geldi ördüğü duvarlardan adım atamaz oldu. Özgür kalmak için, rahat hareket etmek için yapmıştı bu duvarları.  Şimdi gelip gidip çarpıyordu.  Eli kolu duvara çarpmaktan morluk içindeydi.  

Evi, sokağı, iş yeri, yaşadığı şehir; her yan uzun, sağlam, geçilmez duvarlarla kaplandı.  En sonunda bir metre uzağı göremez oldu. Zamanla tüm bedeni yavaş yavaş taşa dönüşmeye başladı. Kolunu kaldıramaz hale geldi. Duvarların arkasındaki sesleri duyuyor ama hareket edemediği için ne o tarafa geçebiliyor ne de duvarı yıkabiliyordu.

Yapabileceği hiçbir şey kalmayınca karşı taraftan bir balyoz sesi duymayı bekledi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek