DOĞU VE BATI TOPLUMLARINDA BİTKİ RESSAMLIĞI : Bir Medeniyet Mukayesesi*

Ayşegül UYAR

Kökeni insanlık tarihi kadar eski olan bir uğraşla sizleri tanıştırmak istiyoruz. Aslında çoğumuzun öyle ya da böyle bildiği belki adını ilk kez duyduğu mesleklerden biri de bitki ressamlığı. Çizerek anlatma insanın doğayı tanıma ve tanımlama çabasının en bariz dışa vurumudur.

Tarihteki ilk bitki çizimlerine Antik Mısır, Roma, Yunan, Mezopotamya ve Uzak Doğu’da, zehirli bitkiler ve tedavi amacıyla kullanılan bitkilerin görselleri şeklinde, kimi zaman bir mağara duvarında, bazen de elyazması bir kitapta rastlarız. Bitki çizimleri neredeyse iki bin yıldan beri şaşırtıcı bir gerçekçilikte resmedilmektedir.

Peki doğu ve batı toplumlarında bitki ressamlığı nasıl gelişim göstermiştir ve medeniyet tasavvurlarının izini bitki ressamlığı üzerinden okumak mümkün müdür? Ayşegül Uyar Bitki Ressamlığı’nın geçmişte ve günümüzdeki konumunu netyazı okurları için araştırdı.

Fotoğrafın olmadığı çağlarda gördüğünü başkalarına aktarma, görülmeyeni anlatma, bilgiyi yayma ve benzeri sebeplerle bitkilerin resimlenmesi üzerinde durulmuş, var olanın tekrar tekrar çizilmesi ise her kopyada gerçekten uzaklaşmayı kaçınılmaz kılmıştır. Rönesans ile bitkilerin gerçekçi çizimlerine verilen değer artmıştır.

Sistematik botanik alanındaki gelişmelerle birlikte bitki ressamları için yeni bir pencere aralanır ve bitkiler ayırt edici karakterleri dikkate alınarak ve bitki kısımları detaylandırılarak (içyapılarını görmek üzere kesit alınarak) resmedilmeye başlanmıştır. Bu aynı zamanda ressamların eserlerinde öznel yorumdan mümkün olduğunca kaçınmaları anlamına da gelmektedir.

Sistematik botanik alanındaki gelişmelerle birlikte bitki ressamları için yeni bir pencere aralanır ve bitkiler ayırt edici karakterleri dikkate alınarak ve bitki kısımları detaylandırılarak (iç yapılarını görmek üzere kesit alınarak) resmedilmeye başlanmıştır. Bu aynı zamanda ressamların eserlerinde öznel yorumdan mümkün olduğunca kaçınmaları anlamına da gelmektedir.

16 ve 17. Yüzyıllarda deniz aşırı ülkelere yapılan yolculuklar batılı botanikçilerin Ortadoğu ve Akdeniz Ülkelerine yeni bitkileri keşfetmek için ziyaretlerine imkân vermiştir. Kimi kısa kimi uzun olan bu ziyaretlerde botanikçilerin arşivlemeye çalıştığı bu yeni türler için vazgeçilmez yardımcıları bitki ressamlarıdır.

19. yüzyılın sonlarında fotoğraf makinesinin bulunmasıyla bitkileri hızla görüntüleyebilecek teknolojiye ulaşılmıştır. Ancak fotoğraflama teknolojisinin bugün geldiği nokta da dâhil olmak üzere, fotoğraf hiçbir dönemde bilimsel bitki resimleme geleneğinin yerini alabilecek bir alternatif olmamıştır. Zira bitkileri resimlemek, geçmişi yüzyıllara dayanan bir gelenekten fazlasını ifade eder. Fotoğraf makinesiyle elde edilmesi mümkün olmayan bilgiyi gözler önüne serer. Bunun nedeni, bitki ressamlarının bitkinin karmaşık, anlaşılması zor kısımlarını disiplinli bir gözlemle ortaya koyabilmeleridir.

-TÜRKİYE’DEN BİR ÖRNEK-

Bitki resimleri fotoğrafla yakalanamayacak olan şeyi; bitkinin yaşam öyküsünü görüntüler. Özetle, fotoğraf ilk bakışta gördüğümüz neyse onu, bilimsel bitki resimleri ise bitkinin teşhisi ve sınıflandırması için gerekli spesifik bilgiyi sunar. Tarihte bilinen en eski el yazmasının milattan sonra birinci yüzyılda adana civarında yaşayan Dioscorides tarafından yazıldığı bilinmektedir. İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya, Hollanda ve İtalya günümüz kriterlerine uygun, ilk detaylı bitki resimlerinin yapıldığı ülkelerdir. Dünya geneline bakıldığında ressamların daha çok Avrupa orijinli olduğu ve çalışmalarını kraliyet koleksiyonları için yaptıkları gözlemlenir. Eserlerin günümüze zarar görmeden ulaşabilmesi biraz da bu nedenledir. Birçok Avrupa ülkesi özellikle XVI. yüzyıldan sonra dünya florasını tanıma, tanımlama ve tıbbî bitkileri ıslah etme çalışmalarına öncelik vermiştir. Artan verinin sistematik hâle getirilmesi sadece yazınsal olarak değil bilimsel bitki resimleri ile de desteklenmiştir.

DOĞU TOPLUMLARINDA BİTKİ RESSAMLIĞI

Batının insanı merkeze alan yaklaşımları insanın doğayla ilişkisini de etkilemiş bitki ve hayvanların sadece insana hizmetini önemseyen ve önceleyen bir sistem kurmuştur. Doğu toplumlarının doğayla ilişkisi batının aksine onunla bütünleşmeyi, ona saygı duymayı da kapsar niteliktedir. Çin’de bitki ressamlığı 7 ve 8. Yüzyıllarda herhangi bir pratik karşılığı olmadan doğaya duyulan nezaketin parçası ve bir sanat dalı olarak gelişmeye başlamıştır dersek yanlış olmaz. 10 yüzyılda artık kurumsallaşmış bir sanat dalı olarak karşımıza çıkan bitki ressamlığını aynı yüzyılda kuş ve çiçek ressamlıkları takip etmiştir.

-ÇİN BİTKİ RESSAMLIĞI-

Çin resim sanatında ressam sadece çiçeği resmetmez aynı zamanda onun karakteristik özelliklerini de ifade etmeye çalışır hatta biraz daha ileriye giderek onlara derin anlamlar ve duygular yüklerler. Çinin geleneksel resim sanatında erik çiçeği, bambu, krizantem ve orkide motiflerinin dört soylu beyefendi ya da dört prens olarak şöhret bulması da yüklenen derin anlamlardandır. Tüm bunlar batıdaki bitki ressamlığı ile doğudaki bitki ressamlığı arasındaki derin farkı göstermesi açısından mühim birer örnektir.

İRAN’DAN BİR ÖRNEK

Dünyadaki en köklü uygarlıklardan biri olan İran’da da doğa ve bitkiler sanatın ayrılmaz parçası olmuştur. Milattan önce 7.yüzyılda İran’da hüküm süren Zerdüşt inancına göre bitkiler kutsal kabul edilmiş, Ahamenişler ve Sasaniler gibi İslam kültürünün hakim olduğu dönemde ise mimariye yansımış çiçek ve bitki motifleri görülmeye başlanmıştır. Pers Mısır ve Hint uygarlıklarında nilüfer ölümsüzlüğü simgeler, kutsal kabul edilen servi her daim yeşil olmasıyla dik başlılığı ve özgürlüğe işaret ederdi. Çok taneli nar doğurganlık ve bereket, meşe ise uzun ömrün temsili sayılırdı.

-İRAN ÖRNEĞİ-

En eski örneklerine milattan sonra 300 de rastlanan minyatürün İran’da ortaya çıktığı Çin’de geliştiği Moğollar döneminde İran’da yeniden yaygınlaştığı söylenir. Minyatür sanatının vazgeçilmez objelerinden biri olarak bitki ressamlığı ve yukarıda saydığımız nar, meşe, servi, nilüfer gibi bitkilere ait motifler de sıkça kullanılmıştır.

BATIDA BİTKİ RESSAMLIĞININ SEYRİ

Dünyanın hangi tarafına bakarsak bakalım doğuda da batıda ortak olan hatta fıtri olan bir şey vardır: güzeli sevmek, ona merak duymak, onu talep ederek sahip olmak istemek. İster müslim ister gayrimüslim toplumlar olsun hepsinde yaratıcının dünyadaki eserlerini izleme, onları tanıma gayesi vardır.

Doğadaki estetiğin en güzel ve net yansıması olan bitkiler ve çiçekler de öteden beri batı toplumlarında ilgi merkezi olmuş, özellikle sanat eserlerinin vazgeçilmez parçasını oluşturmuştur.

-CARLE VAN LOO’NUN FRANSA KRALİÇESİ LECİNZKA’YI RESMETTİĞİ TABLODAN BİR DETAY-

15 ve 16. Yüzyıllarda İtalya’nın başı çektiği bitki ressamlığı serüveni, ciddi uğraşlar sistematik bir çalışma ile ve tüm ayrıntıları ile günümüze kadar ulaşmıştır. Çiçeklerin bulunuş tarihleri, gelişim süreçleri gibi ayrıntılı bilgiler bu şekilde kayıt altına alınmıştır.

16 ve 17. Yüzyıla gelindiğinde coğrafi keşifler batının doğuya olan merakını artırmış, yeni bitki türleri araştırmacıların gözdesi olmuştur. Pek çok bitki türü ve çiçek tohumu Avrupa’ya taşınmış yapılan deneylerle melez türler ortaya çıkarılmıştır. Bu yıllarda batıda çiçek yetiştirmek, bitkileri tanımak, yeni türler keşfetmek üst kültüre ait olmanın simgesi haline gelmişti. Çizimler genellikle soylular tüccarlar ve hanedan mensupları için yapılmış özel koleksiyonlarda muhafaza edilmiştir. Ta ki 18. Yüzyıla gelindiğinde ressamlar zengin üst sınıfın hobileri için değil kendi estetik zevkleri için resim yapmaya başlamışlar, bitki ressamlığı ile ortaya çıkan ürünler ve bitkiler ressamın birer dostu şeklinde görülmeye başlanmıştır. Kısaca bitki ressamlığı bir meta olmaktan çıkarak duygusal bağ kurulan soyut anlamlar yüklenerek somut faydanın dışına çıkan bir süreç haline gelmiştir.

-VİNCENT VAN GOGH-

ANADOLU SENTEZİ

Doğu ve batının buluşma noktası üstelik de ilk bitki çizimlerine ev sahipliğine yapan Anadolu’ya bakacak olursak onun bir kültürel beşik olduğunu görürüz. Türk klasik sanatlarında Anadolu’da hüküm sürmüş çeşitli medeniyetlerin ve doğu ile batı toplumlarının izleri bulunur.  Selçuklularla beraber İslamiyet’i benimseyen Türklerin sanat eserlerinde doğa ile dini figürlerin iç içe geçtiği görülür. kaligrafi, tezhip, minyatür, vitray, ebru gibi geleneksel Türk sanatlarının hepsinde çiçek çizimlerine yer verilmiştir. Çiçek sevgisi dillere destan olan Türklerde çiçek motifleri kadınların kıyafetlerinden saray duvarlarına, kitaplardan sanat eserlerine kadar geniş bir alanda kendine yer bulmuştur. İstanbul’un fethiyle artan çiçek sevgisinde padişahların çiçeklere duyduğu özel merakın katkısı da büyük olmuştur. Şükûfenâme isimli eserlerde devrin büyük çiçek yetiştiricileri ve meşhur olan özel türler hakkında bilgiler verilmiştir.

Heykel ve resim gibi alanlarda eser veremeyen sanatkarlar için çiçekler bir imkan olmuş, mimari ve süsleme sanatlarında bol bol kullanılmıştır. Batı toplumlarının aksine Anadolu’da çiçek süslemesi sadece yüksek sınıfa has bir zevk olmaktan çıkmış, sarayların yanında halkın kullanıma açık camiler, tekkeler, çeşmeler gibi mekanlarda da kullanılmıştır. Bu yönüyle Osmanlının sanat anlayışı bencillikten ve zümrecilikten uzak, ilahi yaratılışın ve güzelliğin tezahürü olarak kendine yer bulmuştur.

15 ve 16 yüzyıllarda imparatorluğun gücü arttıkça tezyinat ve sanata olan merak da artmış, motif ve tasarımlar estetik açıdan doruğa ulaşmıştır.  16. Yüzyılda batıdan gelen araştırmacılara saray tarafından rehberler tayin edilerek Anadolu bitki türlerini araştırmaları için yardım edildiği de kayıtlarda mevcuttur. 18. Yüzyıl tezhipteki gerilemeye rağmen çiçek ressamlığının Osmanlıdaki en parlak devridir. Ali Üsküdarî’de bizde natüralist çizimleriyle bilimsel bitki ressamlığının temelini atmıştır.  Aynı dönem Avrupa’da botanik türüne ait resimlemenin yoğun olduğu dönem olsa da bizde bu tür pek kabul görmemiştir. Genel olarak Osmanlı devri desen ve motiflerin stilize edildiği, doğadaki formun birebir esere yansıtılmadan değiştirilip dönüştürüldüğü bir dönem olmuştur.

-TOPKAPI SARAYI-

Uzun zaman talep görmese de son yıllarda bitki ressamlığı ülkemizde yeniden parlayan bir ilim dalı olmuş, Anadolu flora zenginliğini ortaya koyacak çalışmalar yapılmış, ressamlarımız uluslararası arenada ödüller almıştır.

*Bu makale Zeytinburnu Belediyesi tarafından yayınlanan tematik Z Dergi’den istifade edilerek hazırlanmıştır. Bitki Ressamlığı hakkında ayrıntılı bilgi elde etmek yada diğer sayılara ulaşmak isterseniz linke tıklayabilirsiniz.

https://www.zdergisi.istanbul/?sayi=1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek