ATTİLÂ İLHAN VE AKIL HASTANESİ GÜNLERİ

Şiir sevgisi sebebiyle önce hapishaneye ardından akıl hastanesine yatırılan 16 yaşındaki Attilâ İlhan’ı , Zehra Yıldırım yazdı.

BİR ŞİİR NE KADAR EDER?

Zehra YILDIRIM

Az çok bir şeyler okuyan, eli kalem tutan gençler şiir yazmayı denedi, deniyor. Öyle zannediyorum ki şiir yazmayı deneyenlerin büyük bir kısmı Attila İlhan hayranıdır. O, bu topraklarda yetişmiş en büyük şairlerden biri. Senaristlik, gazetecilik, editörlük, film eleştirmenliği, roman gibi sanatın birçok dalıyla uğraştı. Tüm bu dallarda eser üretme gerekçesini şöyle anlattı.

“Benim düşünceme göre yirminci yüzyılda bir sanatçı büyük bir fikir ve estetik sentezi yapar. Söylemek istediği şeyler hangi sanat dalıyla daha güzel ifade edilirse onu seçer. Yani bazı şeyler vardır ben onu şiirle ifade edebilirim. Bazı şey vardır şiirle ifade edilemez o zaman onu da tv dizisi ile anlatırım.”

O, her ne kadar bu alanlarda içerik üretse de biz onu önce şair olarak anarız.

Attila İlhan, babasının şiir sevgisi nedeniyle çok küçük yaşlardayken şiirle tanıştı, benimsedi. On altı yaşında kız arkadaşına gönderdiği mektuba Nazım Hikmet’in bir şiirini yazdığı için dersindeyken alındı ve tutuklandı, üç hafta gözaltında kaldı. İki ay hapiste yattı. Avukatı onu kurtarmak için asabiye raporu almak istedi. İzmir’deki doktor izinli olduğu için Manisa Ruh ve sinir Hastalıkları Hastanesine sevk edildi.

İlhan, o günlerde yaşadığı zorlukları şöyle anlattı. “On altı yaşında bir çocuğun ders esnasında cezaevine götürülmesi ne demektir düşünmenizi isterim. Bu son derece yıkıcı, son derece vurucu ve sarsıcı bir şeydir. Bir gün öncesine kadar okuldaki arkadaşlarıyla görüşen, şakalaşan bir çocuk, ertesi gün eğer çevresinde idam mahkûmlarını, katilleri ve buna benzer suçları işlemiş insanları görürse neler hisseder? Bunu düşünmenizi isterim. Suç işlediğime hiç inanmadım. Tam aksine bana karşı büyük bir suç işlendiği duygusuna kapıldım. Fakat bu yıkıntı veyahut bu sarsıntı bu kadarla kalmadı. Bunun arkası da var.  Beni kurtarmak için harekete geçen avukatlar, bazı gerekçeler ileri sürdüler Tesadüfe bakın ki o zamanlarda memleket hastanesindeki asabiyeci hekim gitmiş. Bunun üzerine İzmir’e yakın olan Manisa Ruh ve sinir hastalıkları hastanesine sevk edildim. On altı yaşında bir çocuğun akıl hastanesinde 200 hasta arasında üç hafta müşahede altında kalması ne demektir bir düşünün. Hiç şüphesiz hepinizin çocuğu var ya da çocuk oldunuz bu benim için son derece yıkıcı ve yıldırıcı bir şeydi. Öyle zannediyorum ki bütün bu serüvenler sırasında zaaf gösterdiğim akşamı da orada yaşadım.  Geceleyin Çığlıklarla uyandım. Kanaatimce delileri dövüyorlardı. Bir de yatakta cezaevinde bile görmediğim irilikte tahtakuruları vardı. Ama yüzlerceydiler. Orada hakikaten kahrolduğumu hatırlıyorum. Bu maceradan okuldan da kovularak çıktım. Neticede on altı yaşında toplumun dışına atılmış bir çocuk durumuna düşmüştüm. Bu olayın gerek benim hayatım gerekse sanatım üzerinde ne kadar büyük etkileri olduğunu meraklıları araştırmalılar…”

 Attila İlhan’a Türkiye’nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Daha sonra Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını kazandı ve İstanbul Işık Lisesi’nde eğitim gördü. Astro fizik alanıyla ilgiliyken babası istemediği için bu alanda üniversiteye gidemedi, okulsuz olarak bilgi edinmeye devam etti. Daha sonra gazetecilik yaptı…

Onu tanımak için araştırma yapanlar romanlarına, siyasi görüşlerine dair çok fazla şey söyleyebilir. Kimileri onun düşüncelerinde haklı olduğunu öne sürerken kimileri karşı çıkabilir. Bu çok doğaldır . Beni üzen henüz reşit olmayan bir gencin bir şiir nedeniyle tüm bunları Türkiye’de yaşamak zorunda kalması. Şair kendi deyimiyle “Cumhuriyet dönemlerinin bütün dramlarını ve şartlarını yaşadı.” ve tüm bunlar olurken, on altısında bir çocuğa biçilen bedel karşısında toplum sessizliğe itildi.

İsmet Özel’in de dediği gibi biz yaşarken oluyor her ne oluyorsa. Anı yaşarken içimizdeki dürtü ile mi yoksa aklıselimle mi hareket ettiğimizi tartmak zor oluyor. Bunu kabul ediyorum. Ancak biraz zaman geçince hala kendimizi tartmaya meraklıysak davranışlarımızın sonuçlarını anlayabiliyoruz. Bu hem birey olarak hem de toplum olarak sergilediğimiz her tutum için geçerli. Yoksa Attila İlhan’ın Memleket Havası şiirinde geçen “Hiç bir yerde bu denize bu acı tuz katılmamıştır.” mısrasındaki gibi denizimizin acısı bitmez.

Attila İlhan’ı vefatı nedeniyle bugün anarken, toplum olarak onun on altısında yaşadıklarını artık başka çocuklar yaşamasın diye dua etmek ve çabalamak düşüyor payımıza.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek