ŞAİRİN RENK PALETİ : ŞEYH GÂLİB

Bir şairin duygu dünyasını seçtiği kelimelerden, sevdiği renklerden anlamak mümkün müdür? Bu renkler hangi duyguları imgeler, nasıl yorumlanmalıdır? Gülsüm Çelik Şeyh Galib’in şiirlerinden yola çıkarak şairin renk paletini sizler için hazırladı. Keyifli okumalar…

Gülsüm ÇELİK

“Ateş denizindeki mumdan gemiler” Kalp ülkesine gitmeye çalışan Aşk’ın geçmesi gereken ateş denizi ve ona mumdan gemilere binmesini öğütleyenler. Hüsn-ü Aşk’tan bildiğimiz bu ifade benim gözümde üç renkten vücut bir tablodur. Ateşin en yoğun bölgesinde siyahı, gövdesinde kırmızıyı ve ucundaki beyaz ışığı hayal ediyorum. Mumdan beyaz gemi, geminin gövdesinde kırmızı alevler ve tepede siyah bir duman. Kelimelerin üstadı Gâlib, nasıl bir sahne tasavvur etmişti bilmiyorum. Ama bildiğimiz başka bir şey var. Gâlib’in paletinde sakınmadan kullandığı üç renk. Beyaz, siyah ve kırmızı. Özellikle iki gazelinde simgeleşen “Sefîd ü siyâh u sürh” redifi dikkat çekiyor. Şairin renk sembolleri ve anlamlarına geçeceğiz. Ondan evvel gelin sizinle biraz yeryüzünde dolaşalım.

            Kültürler arası renk sembolizmini incelediğimizde siyah, kırmızı ve beyaza denk geliriz. Yani gölgenin, ışığın ve hayatın (kanın) renklerine. Renkler her inançta ve millette değişiklik gösterse de biliyoruz ki hayat, gölge ve ışığın arasında bir yerdedir.

            Beyaz; batı kültüründe saflık, zerafet, barış, temizlik olarak kabul edilir, düğünlerde gelinler beyaz giyinir. Evliliğin, meleklerin, doktorların ve hastanelerin rengidir. Ama doğuya döndüğümüzde Çin, Kore ve Japonya gibi bazı Asya ülkelerinde beyaz ölümü, matemi, ve kötü şansı ifade eder. İnsanlar, cenaze törenlerinde geleneksel olarak beyaz giyinirler. Japonya’da beyaz karanfil ölümü temsil etmiştir. Peru’da ise beyaz melekler, sağlık ve zaman ile ilişkilendirilmiştir.

            Siyah pek çok kültürde entelektüelliğin ve resmiyetin sembolüdür. Aynı zamanda ölümü, kötülüğü, yası, büyüyü, şiddeti, hastalığı, kötü şansı ve gizemi temsil eder. Orta Doğu’da hem yeniden doğumu hem de yası temsil edebiliyor. Eski çağlardan beri şeytan anlamında da kullanılan bu renk, Afrika’da yaş, olgunluk ve erkekliği temsil eder. Tayland’da kötü şans, kötülük ve mutsuzluk, Çin’de ise tarafsız renktir.

            Kırmızı, Kuzey ve Güney Amerika ile Avrupa’da heyecan sevgi, aşk ve tutku iken İrlanda’da savaşı, Romalılarda fethi, Hindistan’da korku, refah, saflık, aşk, evlilik ve güzelliği, Çin’de iyi şans, kutlama ve doğurganlığı ifade eder. Örneğin Çin Yeni Yıl kutlamalarında küçük kırmızı zarflar iyi şansı simgeler. Çinli kadınlar düğünlerinde kırmızı giyinerek doğurganlığı ve kadının hayatındaki değişikliği gösterirler. Japonya’da hayatı simgeleyen kırmızı, Tayland’da Surya adı verilen güneş tanrısını ve yine haftanın her gününe özel bir renk veren Thai’lerin Pazar gününü de temsil eder. Afrika’ya geldiğimizde bu renk ölümün ve matemin işaretidir. Nijerya ve Güney Afrika’da şiddet ve kurban, Mısır’da uğur, İran’da iyi talih ve cesarettir. Rusya gibi ülkelerde devrimi simgeler. Rus, Çin ve Fransız devrimleri sırasında ön saflarda kırmızı bayrak taşınmıştır.

            Resim dilinde kırmızı tehlike ve yasaklar için kullanılırken siyah ve beyaz renksiz öğelerdir. Çünkü kendi başlarına var olmadılar. Newton’ın “güneş tayfı” adını verdiği, ışığın bir prizmadan geçip yedi renge ulaştığı deneyde karşıya en hızlı ulaşan renk kırmızıdır. Bu renklerin hepsini birleştirdiğimizde beyaza ulaşırız.

            Newton’ın bu optik çalışmasının ardından Lambert, renkleri bir piramide yerleştirmiş. Piramidin tabanında kırmızı, sarı ve mavi varken bunların birleştiği noktada siyah görülür. Piramidin tepesine doğru çıkarken renkler incelir ve beyaza dönüşür. Yukarı çıkıldıkça açılan renkler, beyaza biçilen saflık fikrinin de temelini veriyordur belki. En altta karışan, kirlenen ve kimliğini yitiren renklerden vücut siyah ve en üstte incelen, azalan ve kırılan beyaz. Bu tabloda siyah ve beyazın kaderine varlık ve yokluk denk gelir.

            Şeyh Gâlib’in iki ayrı gazeline beyaz, siyah ve kırmızıyı redif yaptığını söylemiştik.

“Fecr oldu âşikâr sefîd ü siyâh u sürh

Çarh oldu pür-nigâr sefîd ü siyâh u sürh” ( Seher vakti, beyaz, siyah ve kırmızı olarak göründü; böylece felek beyaz, siyah ve kırmızı ile doldu.)

“Seyr et şarâb u sâgar-ı sîmîn ü çeşm-i yâr

Hep dâfi-i humâr sefîd ü siyâh u sürh”

            (Şarabı (kırmızı), gümüş kadehi (beyaz) ve yarin gözünü (siyah) seyret; kırmızı, beyaz ve siyah olan bunların hepsi sarhoşluğu giderir.)

“Gülgûn u vesme sürdü sefîd-âb ile ruhun

Kıldı o fitnekâr sefîd ü siyâh u sürh” (O fitnekâr olan sevgili, allık, rastık ve beyazlatıcı sürerek yüzünü kırmızı, siyah ve beyaz kıldı.)

            Seher vakti gökyüzünün büründüğü renklerde, bir güzelin yüzündeki allık, rastlık ve beyazlıkta, gümüş renkli kadehteki şarapta ve sevgilinin gözünün siyahında mütemadiyen bu üç rengin deveran ettiğini görürüz. Gazellerinden birini “Ak ve karadan söz açma Gâlib kızıldır; beyaz, siyah ve kırmızıdan söylenmedik ne kaldı?diyerek bitirir. Onun kelimleri sustuğunda bizim düşüneceklerimiz başlar.

            Galib’in üç rengi şiirde Allah’ın zâtını, yaratma iradesini ve varlık alemini simgeler.

             Kırmızı, varlık âlemine işaret eder. Tasavvuf geleneğinde Allah’ın azametini ve celalini simgeler. Yapıları bakımından daire şeklinde olan semâhaneler  bu halleriyle kainatı temsil eder. Şeyhin oturduğu kırmızı post Mevlânâ Celâliddin-i Rumî’nin makamıdır. Kırmızı “vuslat” yani Allah’a kavuşma rengidir,. Mevlânâ hazretlerinin güneş batarken Allah’a kavuştuğunu biliriz. Bu sebeple Şeyh’in kırmızı postu maddi dünyadan batışı, mânevi dünyaya doğuşu temsil eder.

            Beyaz, cemâli simgeler. Allah’ın yaratma iradesidir. Tasavvufta siyah ruh makamı iken beyaz nefis makamıdır. Mevlevilikte derviş bilgilenip yol alınca beyaz renkli posta oturmaya hak kazanır. Kandinski’nin “Sık sık renk dışı bir şey olarak görülen beyaz (özellikle ‘tabiatta beyaz yoktur’ diyen empresyonistler sayesinde) yakından bakıldığında, bütün renklerin maddi nitelikler ve cevherler olarak kaybolduğu bir dünyanın simgesi gibidir” cümlesi bana renk piramidini anımsatıyor. Piramidin tepe noktasından bakarsak beyaz kaynak durumundadır. Her şeyden ayrılan beyaz aynı zamanda içinde diğer renkleri de taşıyor. Bu haliyle beyaz, yaratılıştaki bütünlüğü ve biricikliği kavrama konusunda bize yardımcıdır. Beyazın ışık, ışığın nur oluşu bu iradeyi daha açık olarak gözler önüne serer.

            Zulmet karanlık, nur aydınlıktır. Burada, “Âlemde her şey zıddıyla kaimdir.” sözünü hatırlamak gerekir. Yaratıcının iradesi, kendinde olmayan yaratılma eylemini ortaya koyuyor. Beyaz, siyah olduğu için var, ve yine siyah da beyazla var. Çünkü bilinmek istedi.

            Siyaha gelecek olursak bu renk Zât’ı temsil eder. Mevleviliğe yeni girenlerinin postu siyah olur. Renksizliğin rengidir, tevhiddir. Tek mutlak olan siyahtır, beyaz ve kırmızı, yani yaratılmışlar ve varlık âlemi siyaha bağlıdır. Şeyh Gâlib bize varlıktaki Kemâl’in bu üç renkte olduğunu hatırlatır. Bu sebeple siyahtan gayri hakiki bir renk olmadığı kabul edilir. O dıştadır, kapsayıcıdır ve sebeptir. Birdir, her şey ondan vücuttur. Renkler Gâlib’in paletinde tevhide durmuştur. Ateş denizine  beyaz saplı fırçasıyla incecik bir “Elif” çizmektedir.

                                                                                                                

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek