Mürekkep Yerine Kadınların Dudaklarını Kullanan Şair: Goethe/ Ayşe Sevim

Johann Wolfgang Von Goethe Alman Edebiyatının usta isimlerinden olmasının yanında siyaset ve doğa bilimleriyle de uğraşmış çok yönlü bir şairdi.

22 Mart 1832’de 83 yıllık ömrü nihayete erdiğinde arkasında şiirler, dramalar, hikayeler, mektuplar ve sanatın çeşitli dallarında yazılmış sayısız eser bırakmıştı. Ardında bıraktığı eserlere bakarak ünlü edebiyatçının ömrünü dolu dolu geçirdiğini söylesek de onu bu kadar üretebilmeye sevk eden asıl kuvvetin aşk olduğunu belirtmeden geçemeyiz. Öyle ki ölümünden kısacık bir süre önce bile genç bir kıza gönlünü kaptırıp aşık olabilmiştir Goethe.

Yazar Ayşe Sevim, Goethe’nin hayatını etkileyen aşklarının izini sürerek bu aşkların eserleri üzerindeki etkilerini yazdı.

Keyifli okumalar dileriz…

Catherine Elisabeth Textor ve Johann Gasper Goethe 1748 yılında evlendiklerinde mutsuzluklarına ilk adımı attılar. Henüz on yedisini bitirmemiş, duygusal, edebiyata düşkün genç kızla; otuz sekiz yaşındaki disiplinli, sert bir erkeğin kurduğu çapraşık hayat, oğullarının kişiliğini derinleştirmekten başka hiçbir güzelliğe imza atamadı. Bu iki zıt kutup Goethe’nin hem titiz ve sistemli bir çalışma anlayışına sahip olmasına, hem de sıkıyönetime baş eğmeyen bir hayal gücü oluşturmasına neden oldu. İki insanın mutsuzluğu bir sanatçının temelleri için verimli bir topraktı kuşkusuz. Ve insanlık daha önce yaptığı gibi mutsuzluğun oluşturduğu bu topraktan istifade etti. Mutsuzluğun gücü karşısında yerlere kadar eğilip selâma durdu.

Goethe, ailesindeki huzursuz tablodan da etkilenerek, evliliğe her zaman bir adım geriden baktı. Evliliği arzuladı, yakaladı, ama tam sahiplenecekken terk etti. Onun sevdiği ve birlikte yaşadığı kadına ancak 18 yıl sonra nikâh kıymasındaki sebeplerden biri de buydu herhalde. Evlilik noktasında ne kadar çekingense kadınlar konusunda da o kadar ataktı şair. Eserlerine hep başka başka kadınların kokuları, dudakları, tenleri yansıdı. Ama bu kadınlardan birkaçı diğerlerini, eteklerini bir silgi gibi şairin kalbinde sürüyerek yok etti.

Biz Goethe’nin ilişkilerinin hepsine değil, sadece eserlerinde en fazla etkili olan kadınlara doğru tuttuk büyütecimizi. İşte bunlardan biri, on dokuz yaşındaki Frederike Biron. Onu hem Goethe’nin anılarından, hem de kendisine yazdığı şiirlerden biliyoruz, Frederike’nin Goethe üzerindeki etkisi daha çok onlar ayrıldıktan sonra Frederike’nin sürdüğü yaşam tarzıyla alâkalı olmuştur. Goethe sevgilisiyle iyi giden birlikteliğinden bir müddet sonra korkmuş ve evliliğe doğru ilerleyen ilişkiyi bitirmiştir. Frederike bu ayrılıktan sonra kendisine gelen tüm tekliflere rağmen evlenmez. 3 Nisan 1813 günü Bade Dukalığına bağlı Meissenheim’da kız kardeşlerinden birinin evinde ölür. Frederike’nin, Goethe’nin Faust’undaki Margarete karakterini etkilediği ortadadır. Faust’un tam altmış yıl da yazıldığı düşünülürse, Margarete karakterinde, başka kadınların izinden çok Frederike’nin olması şairin onu unutamadığı gerçeğini ortaya koyar.

1772 yılında Wetzlar’a gelen Goethe kendisini tüm dünyada üne kavuşturacak eserinin ilhamını alacağı kızla tanışır. Charlotte (Lotte) Buff, 19 yaşında, zarif ve güzel bir genç kızdır. Ama bu güzel ve zarif kız, Goethe’nin yakın arkadaşı Kestner’in nişanlısıdır. İşte dik açılı bir üçgen. Goethe bu üçgenin içinde büyük sıkıntılar çeker. Onun bu sıkıntısının hem Lotte hem de Kestner farkındadır. Ve üç arkadaş birbirlerinin duygularını aynada kendi yansımalarını görmeleri kadar net bilmelerine ve konuşmalarına rağmen arkadaşlıklarını sürdürürler. Açıkcası Lotte, Kestner’i sevmesine rağmen Goethe’ye ilgi duymaktan da kendini alamaz. Duygularının peşinde koşan bu tutkulu ve zeki adam âşık olunmak için yaratılmıştır sanki. Diğer taraftaki soylu, dürüst, temkinli Kestner ise evlenilmek için kusursuz bir kişidir. Üçgenin bu sıradışı varlığı her ne kadar kendilerini rahatsız etmese de toplumun dikkatini çeker. Dedikodular duvar diplerinden, kapı aralıklarından, pencerelerden süzülüp tüm kasabayı sarar. Üçü de hem acı çeker, hem de yaklaşan sondan korkar, Goethe işte bu sonu engellemek için bir sabah hiç kimseye haber vermeden kasabayı terk eder. Lotte ilk karşılaştıkları gün elbisesinin üzerinde bulunan pembe kurdeleleri daha sonra ona gönderecektir.

O sırada elçilik yazmanlığı yapan arkadaşı Wilhelm Jarusalem’in intihar ettiğini öğrenir Goethe. Mağrur ve duygusal olan Jarusalem evli bir kadına âşıktır. Ve bu umutsuz aşk karşısında ölümü tercih eder. Lotte’nin aşkı ve Jarusalem’in intiharı “Genç Werther’in Acıları”nın doğmasını sağlamıştır. Geothe, sadece Almanya’da değil tüm dünyada büyük bir ün sağlayacak eserini dört haftada yazar. Kitap o kadar ünlenir ki Napolyon bile yedi kez okur Werther’i. Mektup şeklinde yazılan eserde Lotte’ye duyduğu umutsuz aşkı anlatır ve romanın kahramanı Werther, Jarusalem gibi intihar eder. Yıllar sonra Goethe romanı için şunları diyecektir: “Onu yazarken, başucumda bulundurduğum sivri uçlu hançeri birkaç kez karnıma doğru götürmekten kendimi alamadım.”

Almanya’yı bir Werther modası sarar. Onun gibi giyinmek, onun gibi hissetmek ve onun gibi ölmek… Goethe’nin seçme mektuplarını Türkçe’ye kazandıran Melahat Togar, Werther’in giyim şeklini şöyle açıklamış; “Tüm Alman gençlerinin o dönem giydikleri son moda Werther kostümü de, bugün pop-sanatçılarının beğeneceği türden garip bir kılıktır: Sarı metal düğmeli mavi (lacivert değil!) frank, diz altında biten sarı pantolon ve sarı yelek, topuklu, burnu havaya kalkık, kahverengi iskarpinler ve beyaz daniellerle süslü gömlek…”

Goethe’nin eserlerine yansıyan üçüncü aşkının adı: Charlotte Von Stein’dir.

Salah Birsel, Goethe Işık… “Biraz Daha Işık” isimli eserinde Bayan Stein’den şöyle bahseder: “… Goethe Weimar’da kaldığı günler boyunca Baron Von Stein’in karısı Charlotte Von Stein ile ilişki kurmuştur. Bu Goethe’nin en sürekli ve en uzun aşkıdır. Goethe’yle tanıştığı vakit 33 yaşında olan kadının üç oğlu vardı. Bunlar on yıl içinde doğurduğu yedi çocuktan hayata kalanlardı. Ufak, tefek, ince, siyah gözlü esmer bir kadındı…” Bayan Stein evli, üç çocuk annesi, Goethe’den yedi yaş büyük ve güzelliği vasatın üstüne çıkmayan bir kadındı. Fakat Salah Birsel’in eserinde bahsettiği gibi şairin en uzun süreli aşkı oldu. Bunun tek sebebi, Charlotte Von Stein’in bu Alman dehasını anlayacak, yorumlayacak ve onunla ruh yolculuklarına çıkacak kadar zeki ve derin bir kadın olmasıydı. Birlikte okunulan kitaplar, yapılan tartışmalar, incelemeler bu iki insanı birbirine bağlıyordu.

“İzin verin de sevgilim, size bir ‘günaydın’ diyeyim! Dışarıda hava kapalı ve fırtınalı. Bulutlar yeryüzüne ve bizim iç dünyamıza abanmış. Bu baskı altında yine de birinci perdeyi (Tora Tasso; Tasso’nun düzyazı olarak yazılmış ilk perdesi. Bu ilk deneme -düzyazı ile- sonradan kaybolur.) bitirebildim. Onu size okuyacağım. Uğraştığım her şeyle siz de ilgilenesiniz istiyorum.

Beni sevdiğinizi söyleyin bana, söyleyin de karanlık gökler aydınlansın…” Goethe

Goethe çalışmalarını paylaştığı, tartıştığı bu zeki kadına her gün biraz daha bağlanıyordu. Charlotte Von Stein’in evli olmasından ötürü önce “arkadaşlık” seviyesinde başlayan ilişki gittikçe daha yorucu bir hâle geldi. Yan yana akan iki ayrı nehir, önlerindeki yol daraldıkça yavaş yavaş yakınlaşmış, en sonunda hangisinin hangisi olduğu anlaşılmayacak şekilde birbirlerinin içine geçmişlerdi.

“Neden sana acı çektiriyorum sevgilim? Neden hep, ya sana acı çektirmek, ya da kendi kendimi aldatmakla geçiyor günler? Biz birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık; ama her şeyi olduk… Seni artık görmeyeceğim. Yıldızları nasıl seyrediyorsam bundan böyle sana da öyle bakacağım demek.” Goethe

Birbirlerinin hiçbir şeyi olmaktan birbirlerinin her şeyi olmaya giden yolda Goethe pek çok şiir yazdı. Aşk şairin kalemini bir güzellik kazanına sokuyor ve şair, gördüğü güzellikleri insanlığa anlatıyordu. Ama mutluluk asla sürekli olmadı şairin hayatında. O kendi kurduğu yüksek kuleleri yıkmaktan ve altta kalıp acı çekmekten, kulelerini inşa etmek kadar zevk alıyordu ve kulelerini yıktı. Charlotte Von Stein’in asla beklemediği sonu Goethe hazırladı. Aşk başka bir kadın bedeninde ziyaret etti şairi.

Gocthe İtalya’da geçirdiği iki yılın sonunda Charlotte Von Stein’le tanıştığı Weimar’a döndüğünde oldukça değişmişti. Ne eski  arkadaşları, ne de Charlotte Von Stein onu anlamıyor; hatta değiştiği için onu suçluyorlardı. İşte bu dönemlerde tanıştı Goethe Christiane Vulpius’la.

“Şair parkta tek başına yürürken yanına bir genç kız gelir. Kız ünlü ve sözü geçen Goethe’den erkek kardeşi için yardım ister.” İşte genç, güzel, doğal olan ve bir yapma çiçek fabrikasında çalışan 23 yaşındaki Christiane’nın, Goethe’nin hayatına girişi böyle olur. Charlotte Von Stein bunu asla bağışlamaz. Goethe’nin arkadaş kalmaları için yalvarmalarına rağmen Bayan Stein davetlerde kibarlık gereği verilen selamların dışında bir arkadaşlık göstermez şaire. Onun asıl içine sinmeyen kendisi yerine böyle cahil, görgüsüz bir kızın tercih edilmesidir. Bayan Stein gençliğin ve güzelliğin kendisini yenmesine tahammül edememiş: “Ölünce cenazemi onun evinin önünden geçirmeyin.” diye çevresindekilere vasiyette bulunmuştur.

Christiane Vulpius’un güzelliği şaire “Roma Elejleri”ni yazdırır. Şair kırklı yaşlarında kadınlarda bilgeliği değil, huzur bulacağı güzelliği ve sadeliği aramıştır. Christiane’yla çıkan dedikodulara rağmen nikahsız bir şekilde yaşamaya başlar. Bu şairin evlilikten kaçmak için kullandığı bir yöntemdir belki de. Ancak birlikte yaşanılan on sekiz yıldan sonra Christiane ödülünü alır ve Goethe soyadını taşımaya hak kazanır. Goethe’nin Christiane’ya yazdığı mektuplar incelendiğinde ilişkilerinde iki ayrı şey dikkati çeker:

  • 1. Christiane’nın cahil ama genç ve âşık olunan bir kadın olduğu.
  • 2. Goethe’nin dâhi ama yaşlı ve âşık bir adam olduğu.

“Trier’in yeryüzünün hangi bucağında olduğunu nereden, nasıl bileceksin? -Şu kadarını söyleyeyim yetsin: Weimar’dan çok uzak bir yer burası ve beni senden çok uzaklaştırmış bir yer!… Sağlığım yolundadır… Adiyo meleğim, her şeyimle seninim.” Goethe

 

“Ah benim sevgilim! Beraber olmaktan daha iyi hiçbir şey yokmuş meğer dünyada! Hele bir kez birbirimize kavuşalım, bun, hiç ama hiç aklımızdan çıkarmayalım olmaz mı? İyi bir ev hanımı ol da, bana cici bir ev hazırla da, göreyim seni, bebeğe de iyi bak ve beni hiç hatırından çıkarma.

Beni hatırından çıkarma, evet! Seni kimi zaman uzaktan kıskanıyorum; bir başkasını benden çok beğenebileceğini düşünüyorum; çevremiz benden yakışıklı, benden hoş erkeklerle dolu… Ama sen o gözle bakma onlara; sen beni beğen herkesten çok! Seni delice seviyorum, bunu bil, senden başkası güzel değil benim için, Hep seni rüyamda görüyorum, karmakarışık şeyler ama hepsinde de biz ikimiz, sevişiyoruz. Ve isterim bu hep böyle sürsün… Kalbine sahip olmadığım sürece, hiçbir şey gözümde yoktu; ama şimdi sahip olduktan sonra onu tutmak muhafaza etmek isterim. Zaten bu nedenle senin olmuşum…” Goethe

Christiane’nın Goethe’den dört çocuğu olur ama bunlardan sadece biri yaşar. Ne yazık ki hem eşi Christiane, hem de oğlu August şairden önce ölürler. Şair tüm sevdiklerinin ölümünü görecek kadar uzun yaşamıştır.

Yetmiş dört yaşında sık sık hastalanan şair, şifa bulmak için gittiği Marienbad Kaplıcalar’ında gönlünü yeniden aşk hastalığına kaptırır. Ulrike von Levetzow 17 yaşında, çok güzel bir kızdır. Şair hasta olmasına rağmen genç kıza kendini gösterebilmek için danslara, gezilere, çaylara katılır. Onunla dans ederken Goethe, genç Goethe’ye doğru yolculuk etmekte ve enerjiyle dolmaktadır.

Salah Birsel şairin Ulrike’ye tutkunluğunu şöyle anlatır; “Dışarıdan Ulrike’nin sesini duydu mu bütün işini bırakıyor ve şapkasız, bastonsuz aşağıya şen ve güler yüzlü genç kızın yanına koşuyor. Goethe, bir delikanlı gibi çırpınmaktadır. Bu da çılgınca bir karar almasına yol açıyor; Bayan Levetzow’un kızı güzel Ulrike ile evlenecektir. Dünürlük için Weimar Dükünü araya koyuyor…”

Goethe kibarca da olsa ilk kez bir kadının ağzından “hayır” cevabını duyar. Belki de küçük bir kız çocuğu tarafından denilmeli. Sürekli kadınları terk eden ama eserlerinin içine onlardan tozlar katarak yine onları ölümsüzleştiren şair, küçük bir kız çocuğu tarafından reddedilir. Ve Goethe, Weimar’a dönmek için bindiği arabada ağlamaya başlar. Ellerini yüzüne kapatarak hıçkırıklara boğulur. İşte tam o esnada hayatını vakfettiği şey gelip ellerinden tutar Goethe’nin. Şiirin soluğunu bedeninde hissedince, bulduğu bir kurşun kalemle eline geçirdiği kâğıda yazmaya başlar. Kaplıcalardan Weimar’a varıldığında Goethe’nin yazdığı son şiir de beden bulmuştur: “Marienbad Elejisi”.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek