KAVALIN ÇAĞIRDIKLARI

Masallar, efsaneler insanoğlunun akıl ve ruh dünyasına tutulmuş aynalardır. Kemiğin içindeki ilik gibi bu hikâyeler besler bizi. Akıl ile kalp arasındaki köprü anlatıcının hikâyelerinden geçmezse, iplerdeki düğümler çatırdar. Bu durumsa hızlı unutuşa gebedir. Tüm ilahi kaynaklarda öğretilerin hikâyeleştirilerek anlatılması bundan sebeptir. Kim bilir Orta Çağ Avrupa’sında yaşananlar unutulmasın diye belki de batı masalları yazılagelmiştir.

 Zamanın Avrupa ve Batı Almanya’sından Haçlı Seferlerine toplanan ve Kudüs’e doğru kutsal yola çıktığına inanan yaklaşık elli bin çocuğun anısınadır Fareli Köyün Kavalcısı. Bana bu masal hep VI. Haçlı seferini hatırlatır. Tarih kitaplarında çokça bahsedilmeyen “Kudüs Çocuk Seferini”. Masalda karşımıza çıkan Hamelin köyünden de yaklaşık yüz otuz çocuk üflenen acı bir boru sesi ile çağrılmıştır Kudüs ‘e. Çünkü o yılların Papası Kudüs’ü bir türlü ele geçirememelerini günahkâr insanlarla dolu bir ordu kurulmuş olmasına bağlar. Ve VI. Haçlı Seferlerine günahsızlarla yani çocuklarla gidilmesini emreder. Tıpkı masalın orijinalinde çocukların çoğunun bir mağarada ölüp gitmesi gibi Avrupa ve Batı Almanya’dan Kudüs’e hareket eden çocukların da çoğu yollarda soğuktan, açlıktan ve yorgunluktan ölüp gitmiştir. O yıllarda bu çocuklarla ailelerin ayrılışı dönemin gözde sanat tekniklerinden yağlı boya tablolarla resmedilmiştir.

Ortaçağ Avrupa’sında kedilerin şeytan diye anılması, köylerden kovulması, ortalığı farelerin basmasına ve vebanın yayılmasına sebep olmuştur. O zamanlarda fare avcıları mekânın sakinleri tarafından para karşılığında tutulur, şehir hastalıklardan kurtulurmuş. Bizim kavalcı da aynı iddia ile şehirde dolaşıp başkanla anlaşmış. Herkes bir kese altın verecek kavalcı da sihirli kavalına üfleyerek farelerden şehri arındıracakmış. Lakin insanoğlu açgözlü. Kavalcı sözünü tutmuş. Fareleri denize dökmüş ama altınları alamayınca işler tersine dönmüş. Bu sefer onlardan intikam almak için üflemiş kavalcı kavalını. Sihirli ses her nasılsa masala göre yalnızca çocukları çekmiş peşinden. Ve onları da ormanın içinden geçirip dağdaki mağaraya götürüp kapatmış. Geri dönüp altınlarını tekrar istemiş. Bir rivayete göre çocuklar için endişelenen ebeveynler hemen başkana kızıp altınları kavalcıya teslim etmesini söylemişler. Altınlarını alan kavalcı zengin, aileler çocuklarına kavuşmuş olmuş. Ama tüm kaynaklarda masalın sonu aynı değil. Kimine göre dönen yalnızca mağaraya giremeyen bacağı sakat bir çocuk ve gözleri göremediğinden mağaranın dışında kalan diğer çocuktur. Dönebilen de sadece onlar olmuştur.

Şimdi derinlemesine bakarsak Orta Çağ’dan bu yana değiştiğini düşündüğümüz dünyanın aynı yörüngede seyreylediğini fark ederiz. Bugün de dünyanın egemen güçlerinin üfledikleri kavalla, bunun adına ne derseniz deyin, çocuklar mitinglerin protesto yürüyüşlerinin en gözde amblemi. Kavalcı kim? Kaval ne? Her çağda sorunun cevabı değişse de kurban hep aynı masum canlar olmuştur. Bugünün bilgisayar oyunları piyasasından tutun da yedikleri yemekten izledikleri filmlere kadar çocuklarımız kendi seçimlerime ile mi rotalarını belirliyorlar? Yoksa onların yerine birileri tılsımlı bir kaval mı üflüyor? Bu durumu bir kez daha düşünmek lazım.

Masalımız tam bir güvensizlik şırıngası ile kanlarına giriyor çocukların. Onları farelerden ve ölümcül yolculuğun sireninden koruyamayan anne babalar mevcut. Oysa biz evlatlarımız ömür boyu kimseye karşı güvensizlik yaşamasın diye onların bakıcılarını bile 0-3 yaşta değiştirilmemesi üzere planlıyoruz hayatımızı. Çünkü kişi bu süreçte güven kazanımını elde edemezse ileriki yaşlarda iletişim ve bağlanma problemleri ortaya çıkıyor. Sosyal çevreden kaçıyor. Hatta ilahi kaynaklarla bile mesafeli oluyor. Çünkü somut dönemde onu desteklemeyen güven nesnesi -çoğunlukla baba – soyut dönemde ilahi güce dönüşemiyor. Tüm bunları bilen bir ebeveyn henüz yeni güven döneminden çıkmış, ruhuna bu duyguyu sindirmeye çalışan evladına bu masalla ne verebilir?  

 Masalın başında şehirden kovulan kediler masalın içinde denizde boğulan farelerle Yaratana, yaratılana, tabiata karşı saygı ve sevgi aşılamak istediğimiz evlatlara bu masalın katkısı nedir sizce? Altın için söylenen yalanlar! Bu kısım öyle sıkıntılı ki yalan söylemenin yanlışlığından mı yoksa paranın ne kadar önemli olduğu vurgusundan mı bahsetsem bilemedim. Pazarlık malzemesi çocuklar ve tek hayalim zengin olmak diyen bir adam ayrı ayrı ziyan imgesi satırlarda.

Elbette kadim masallarda da kötüler karşımıza çıkar. Bu durum çocuğa zorluklarla nasıl mücadele etmesi gerektiği hakkında yol gösterir. Çünkü masalın sonunda mutlaka iyiler kazanır. Oysa biz Fareli Köyün Kavalcısı başta olmak üzere Batı masallarında bu duruma rastlayamıyoruz. Peki, kuşbakışı masala tekrar göz atacak olursak dünya bu kadar kötü mü yahut bunca kötülüğü tek bir masal kapsülü ile çocuğa yutturmak doğru mu?

Ayşe Kara

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek