Kar/ Mustafa Kutlu*

Kimimiz pencere kenarında “Kar ya da yağmur yağsın.” diye bekler. Kimimiz de karın ve yağmurun yağmadığı günleri özler. Doğayla ilişkimiz hep kendi durumumuzla sınırlı.

Gelin Mustafa Kutlu’nun bu yazısını okurken hem tabiatın olması gerektiği gibi, seyrinde gitmesini kabul edelim hem de “kış” kimseyi üşütmesin diye çabalayalım.

Kar her şeyi örtüyor (saklıyor). Tek renge bürüyor: Beyaz. Bu bir nevi renksizlik. Bir nevi “nört” hali. Aynı zamanda temizlik, saflık, duruluk.

Kar böyle sessiz, sedasız yağıverince; belki bu kar tanelerinin ağır ağır yeryüzüne inişinden geliyor, her yanları bir sükûnet kaplıyor.

Her şey herkes durup (hareketten kesilip) karın yağışını izliyor. Belki de bu yüzden karı izleye izleye içimize dönüyoruz; ruhumuza.

Derken içinde kar geçen şiirler, mısralar, bölük pörçük anılar sökün ediyor. Kar için çok şiir yazılmıştır ama seçkin örneklerinden tadımlık mısralarla yetineceğiz.

Bir beyaz lerze bir dumanlı uçuş

Eşini gâib eyleyen bir kuş gibi kar

Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar.

(C. Şehabettin / Elhan-ı şita)

Baharı kar mı, arıyor şair mi? Herhalde ikincisi. Yaşlanmış mıdır acaba, yeniden bahara dönmek mümkün müdür?

Camille Pissarro (1830 – 1903) – The Road From Versailles To Saint Germain At Louveciennes, 1872

Yahya Kemal’in “Kar musikileri” şiiri Varşova 1927 tarihli.

Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu

Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu

Beytiyle başlar. Yahya Kemal bütün yükü “kar sesi”ne bağlamış. Var mı böyle bir ses. Öyleyse nedir?

Bir kuytu manastırda dualar gibi gamlı

Yüzlerce ağızdan koro halinde devamlı

Zihnim bu şehirden bu devirden çok uzakta

Tanbûrî Cemil Bey çalıyor eski plakta

Birdenbire mes’ûdum işitmek hevesiyle

Gönlüm dolu İstanbul’un en özlü sesiyle

Kar sese, (musikiye) dönüşüyor. Yahya Kemal’in alıp İstanbul’a götürüyor.

O artık uykusunda Körfez’i (Kanlıca) görecek ve pembe bir tebessüme bürünerek uyuyacaktır.

Ahmet Hikmet Hamdi (1872 – 1931) – İstanbul’da Kış

Oysa Ahmet Muhip Dranas’ın mısraları böyle değil. Kasvetli ve dramatik.

Kardır yağan üstümüze geceden

Yağmurlu, karanlık bir düşünceden

Nüzhet İslimyeli (1913 – 2003) – Köyde Kış

Ve nihayet İsmet Özel.

Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak

Benim adım insanların hizasına yazılmıştır.

Her gün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu.

Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olmasaydım

Ölüm ve acılar çatsaydı beni

Düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak

Sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı.

Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım

Diri-gergin kasları konuşsaydım

“Kardeşler! ” deseydim “Kardeşlerim! ”

“Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan

“Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan

“Bakın yaklaşıyor…”

Yazık, şairler kadar cesur değilim

Çocukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan

Gövdem kuduz yarasalarla birazcık yatışıyor.

Benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı

Öyle bir çalımlarla gecenin çitlerinden atlardım

Bir güneş sayardım kendimi denizin karşısında

Çünkü çam kokularına sürtünüp ağırlaşan ruhların

İnanmazdım dosyalara sığacağına

Gittikçe ışıldardım dükkânlar kararırken

Hüznün o beyaz etrafına sakallarım batardı.

Benim adım bilinen cevapların üstüne mühürlenmiş

Ellerim tütsülenmiş

Evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında

Dirgenler, bakraçlar, tornavidalar

Bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar

Ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa

Gövdem açık bir hedef kılındı belâlara.

Ve bu yüzden yakışıksız oluyor

İnsanları hummalı baharlar olarak tanımlamak

Ve bu yüzden göğsümde dakikalar

İnce parmaklar halinde geziniyor

Konvoylar geçiyor meşelikler arasından

Bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına

Ölümden anlayan, ciddi bir yaprak

Unutulacak diyorum, iyice unutulsun

Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı

Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.

Aslında bunların hepsi birer vesile. Bunlara Sezai Karakoç’un “Kar şiiri”ni de katmalı. Kar, yağmur, gökyüzü, deniz, güneş, dost, düşman. Şiirin sinesine uzandıklarında kimliklerinden soyunurlar. Bir başka şey (dil) olarak, içimizdeki (ruhumuzdaki) tele dokunurlar. Biz bize kalırız. Tek ü tenha. Ve o zaman işte pişmanlık, hasret, vuslat, merhamet, gözyaşı, sevgi, özlem vb. elle tutulacak hale gelir.

Mademki böyle oluyor. Pencereden yağan karı elimizde limonlu çay bardağıyla kalorifer sıcaklığına sarılmış seyrediyoruz. Bu kadar hüzün kafi. Kalkın. Bu karda kışta çadırda kalanlara, başlarına bomba yağanlara bir battaniye bir çift çizme de siz gönderin.

*Bu yazı 14 Ocak 2015 tarihli Yeni Şafak gazetesinden alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek