EDEBİYATIMIZDA MİNİK PATİ İZLERİ

                                      ” Hayvanlar aleminde düşüncelere dalan tek tür kedidir. Varoluş çarkının dışından izler.”                                              

   Andrew Lang

Büşra Tümkaya edebiyatımızda kedilerin pati izlerini ve yazarların kedileriyle ilişkilerini sizin için araştırdı.

Geçmişten günümüze hayatımızın bir parçasıdır kediler. İslamiyetin, hayvanlara karşı hareketlerimizde Allah’tan korkmak ,haklarına riayet etmek telkinleri Müslüman Türklerin  hayvanlarla ilişkilerini merhamet ekseninde perçinler. Osmanlı döneminde yabancı seyyahlar tarafından yazılan seyahatnamelerde, hayvanları koruyup kollayan onları doyuran ve şefkat gösteren Türk halkı hayretle anlatılır. Hayretle anlatılır çünkü aynı dönemde Ortaçağ Avrupası kedileri lanetli kabul etmiş ve onları eski pagan rahiplerinin ruhlarını taşımakla veya cadıların kötücül güçlerini beslemekle suçlamışlardır. Bu sebeplerle öldürülmüş yakılmış hatta kızartılmışlardır. Avrupa kedilerle çok geç barışmıştır. Kediler batıda ilk önce yazarların evlerinde beslenmeye başlanır.  Buna rağmen sokak hayvanları halen şanssızdır. Evlerde  semirtilen bu kediler ölünce, kürkleri doldurularak saklanır. Bu kedi sahiplerinin  sevgilerini belirtme şeklidir. “ Bir kedinin sevgisinden daha değerli ne olabilir” diyen Charles Dickens de ölen kedisi Bob’un patisini mektup açma bıçağının tutamacı yapmıştır.

-Osmanlı Dönemindeki Mancacılar-

        Müslüman Türk topraklarında hayvanları koruyan kanunlar, vakıflar ve hepsinden öte vicdanlar vardır.  Sırf hayvanları beslemekle vazifeli bir meslek olan  “mancacılar” 1900lere kadar varlığını sürdürmüştür.  Türkler, kedileri temiz ağırbaşlı ve uğurlu sayarlar. Fakat mizaç olarak batı kadar  kötücül özellikler yükleyerek olmasa da cazibesi, güzelliği zaman zaman bencilliği ve histerik kararlarıyla kadınlara benzetirler. Bu metafor edebiyatımızda da oldukça gözlemlenir. Kedilerin bu gizemli insansı halleri birçok yazarımızı da etkilemiş edebi eserlere konu olmuştur.  Türk edebiyat tarihimizde satırlarını veya mısralarını hayranlıkla okuduğumuz bir çok yazar ve şairin dirsek mesafesinde mırlayarak uyuklayan kedisinin olduğu bilinmektedir. 

          Kediler sessiz hayvanlardır. Onları sevmek, dizlerinizi kırp eğilerek yumuşak tüylerini okşamak mütevaziliğinize verilmiş bir ödüldür. Hayati ihtiyaçları; nefes almak, okşanmak ve yemek yemektir. Kedilerin kendilerine özgü karakterleri de vardır.  Her biri bir çeşittir. Beşir Ayvazoğlu  kedisini “Boncuk, gururlu, dediğim dedik istemediği hiçbir şeyi yaptıramadığımız şahsiyet sahibi bir kediydi, sevmek istediğimizde izin vermediği gibi ısrar ettiğimizde pati vurmaktan çekinmiyordu…” diye anlatmıştır. Nazım Hikmet ise kedisini ;  “Benim bir kedim var. Ne tüyleri bir karış, ne kuyruğu kürk gibi. Basbaya bir tekir kedicik. Tekir kedim beni sever mi? Bilmem. Ben kedimi severim. Tekirimin tüyleri bir karış, kuyruğu kürk gibi değildir ancak, huyu, her kedinin huyuna benzer.” diyerek anlatır.

XVI. asır şairlerinden Meali ölen kedisi için mersiye yazar ve kedisini abartılı biraz da mizahi şekilde tarif etmiş ve övmüştür. Şaire göre kedisinin  ahiret korkusu vardır. Nice kafir fare öldürmüştür. Fakat bu cevvalliğinin yanında koynundaki biti  kulağında ki keneyi incitmeyecek kadar da merhametlidir. Kürkü vaşak, kakum ve samur kürkünden iyidir. Kedisinin ölümünden sonra kurt ve tilki çılgına dönüp dağa çıkmıştır.  Ayrıca bakınız ki bu kahraman kedi ne de temizdir:

“Her seher kalkar elini yüzünü yur idi ol
Katı pâk idi ve her vech ile ma’mûr idi ol
Kimse bilmezdi ama anun kadrini bir nûr idi ol
Nidelüm âh pisi, neyleyeyüm vâh pisi”

Tevfik Fikret’in de kedisi edebiyatta tartışma konusu olacak kadar tanınmıştır. Nurullah Ataç kediye verilen “Zerrişte “ismini eleştirmiş, bunun üzerinden Tevfik Fikret’in sanat anlayışına iğneleme yapmıştır. Meşhur Zerrişte öldükten sonra şair yeniden kedi sahiplenir. Fikret’in kedisiyle sahilde saatlerce oturduğu söylenir.  Tevfik Fikret şiirinde  kedisini şöyle tarif etmiştir;

“…
Zerrişte, bu ismiydi onun, sanki haberli
Uğrun kederimden
Yaltaklanır, atlar, sürünür, okşatır, okşar
Sırf alsın için gönlümü bir çare bulurdu
Lakin üzerimden
Bir kez dağılıp gitti mi hüznüm, kurulurdu :
“Sayemde bu neşen” demek ister gibi mağrur;
Mağrur ve küçümser,
Başlardı vefasızlığa; ben bağlı ve güçsüz,
Her isteği, her hazzı ve her keyfine uymuş,
Bazan şaşaraktan,

Bazan kızaraktan; yine güçsüz, yine kanmış;
En şüpheli bir meylini görsem inanırdım;
Biçareliğimden;
Hep tırmalanır, tırmalanır, tırmalanırdım!..”

Ünlü şair kedi tırmalamalarıyla, canını yakanlara gönderme yapsa da Fransız felsefesinde “Kediler güllere benzer. Seviyorsan tırnakları canınızı acıtmaz.” yaklaşımı vardır. Nitekim kedi severlerin gülen yüzlerinden kadrajınızı ellerine doğru indirirseniz, Piri Reis’e taş çıkaran birbirinden eşsiz haritaların incecik tırnaklar tarafından nakşedildiğini görebilirsiniz.

Özdemir Asaf ise kedisini Yuvalağın Köşeleri kitabında şöyle anlatır;

“Sevgiden hoşlanıyor ama sevilirken de bakıyorsun tırmalıyıveriyor, yırtıyor, kanatıyor… Yardım ve ödev yapkısı yok, bencil ve güzel… Bozulmamış bir kedi.”

“Havalar iyi ve güzelken sıcak oda köşelerini arayan, sobalara mangallara, güneşlere yanaşan kedim, havalar soğuyunca rüzgarlara, yağmurlara, çamurlara atıldı. Demek dışından gelenlere değil içinden gelenlere göre yaşıyor benim kedim dedim. Aslında bizlerde onun gibiyiz. İçimiz…

Ne yoksa orada yok. Ne varsa orada var.”

Asaf’ın  kedisini anlatışında ondaki doğal olanın bozulmamışlığına, içinden geldiği gibi yaşayışına saygı duyduğu gözlemlenebilir. Öyle ki kediler bu yapılarıyla da edebiyatçıları cezbetmiştir. Bir köpek kadar eğitilemez ve evcilleşemezler. Doğal ortamdan uzakta yaşasalar da fıtratlarındaki kalkan daima pürüzsüz parlak ve serttir. Hal böyleyken işler tersine de gelişebilir. Kediniz size değil siz kedinize ayak uydurmaya başlarsınız. Amerikalı komedyen Bill Dana’nın dediği gibi;

“Kedilerin evcilleştirme konusunda sorun çıkardıkları söylenir. Bu hiç de doğru değil. Benim ki beni birkaç günde evcilleştirdi.”

Kediler bahsinde “Ne kitapsız Ne kedisiz” ismiyle kitabı da olan Bilge Karasu’dan bahsetmek gerekir.  Yazar için çocukluğundan itibaren verdiği mücadelenin bir sembolüdür kedi. İlk kedisini ev ahalisi istemediği için barınağa bırakmak zorunda kalmıştır. Bunun üzüntüsünü de ömrü boyunca üzerinden atamaz. Sonrasında başka kedileri de olur. Bibik adını verdiği kedisiyle  yazınsal faaliyetleri esnasında sıkça yaşadıkları durumu şöyle anlatır;

“Yazıyı bitirmeye oturduğum zaman Bibik de yanı başımda olmak ister; kucağıma sığmaz masaya çıkar, kağıdın üzerine çıkmak için sessiz pazarlık eder kalemi tutan elimle. Hele temize çekiliyorsa bu yazı, Bibik makinenin kapağına girip uyumaktan da çabuk vazgeçer, makinanın işlemesini önlemeye çalışır.  Uzaklaştığımı, kendisini yalnız bırakacağımız sanıyormuşçasına… Yazının “ortaya çıkması” kokumuzu değiştiriyor olsa gerek: kedi besleyen her yazar buna benzer şeyler söylemiş yazmıştır.”

Yaşamsal enerjileriyle insanın hayatını dolduran kedilerin kayıpları da bir o kadar acıdır. İnsan ruhundaki çözümlenmesi güç boşlukları, her kabın şeklini alma maharetleriyle dolduran bu canlıların ölümleri  asil ve dokunaklı olur. Oğuz Atay “Yalnız, kediler ölecekleri zaman bir iz bırakmadan kaybolurlar.” diyerek ölümleriyle dahi gizemli kalmayı başaran kedileri yad eder.

Hüseyin Rahmi Gürpınar “Kedim Nasıl Öldü” adlı hikayesinde 12 yaşında vefat eden kedisi Nazlı’dan bahseder. Bu ölüm yazarı da mahalleyi de o derece üzmüştür ki kedi  beyaz kolanyalı bezlere sarılarak gömülmüş, başına taş dikilmiş ve ardından Kur’anlar okutulmuştur.

-Bige Karasu ve kedisi-

Bilge Karasu ise 19 yaşında ölüm hastalığına tutulmuş kedisine veda edişini şu satırlarla anlatır:

“… Sadece beni istiyor, sadece bana şikayette bulunuyor…19 yıllık ortak yaşamamızın benden büyük bir parça koparıp almadan sona ermesi mümkün değil.”

Halit Ziya Uşaklıgil, Tosun isimli kedisinin ölümden kendini suçlar. Çocukluğunda mektepten kızgın geldiği bir vakit kedisine bir tekme savurmuştur. Kediyse bu olaydan sonra küskün kırgın çekip gider. Üç gün sonra kedisinin deniz hamamına düşüp boğulduğunu duyar. Halit Ziya bu ölümü şöyle yorumlar;

“ Bu bir kaza mıydı? Zannetmem, bu bir intihara benziyordu.  Biçare Tosun! İnsanların muhabbetine itimat edilemeyeceğine acı bir tecrübeden sonra mutlaka artık yaşamamak istemiş olacak.”

Kedilerin hisli ve gururlu varlıklar olduğu bilinir. Size darıldılarsa günlerce size küsebilirler veya sizi terk edebilirler. Bu da kediyle ilişkiyi karmaşık hatta gizemli hale getirir. Kedinizin zeka parıltısı saçan gözlerinden kuşkulanıp sizi olduğu gibi anladığını zannedersiniz, bazen de sizinle dalga geçtiğini hissedebilirsiniz. Hatta kedilerin telepatik güçleri olduğunu iddia edenlerde vardır.  Bu düşünceler kediye insansı özellikler vermemizi sağlar. Halit Ziya da bu hislerle kedisinin intihar ettiği sonucuna ulaşmıştır.

Eski mısırlıların kedilerini kaybettiklerinde yas tuttuklarını ve kaşlarını kazıdıklarını kaydederler. Bu durum Mısır’ın inanç sistemiyle de alakalıdır. Ancak  duygusal paylaşım yapılan bir canlının kaybı da bu ritüele kaynaklık etmiştir. Özdemir Asaf’ın şu satırlarında  ayak bileklerinize dokunan kedinin verdiği teselliyi içiniz  ürpererek hissedebilirsiniz:

“Babamın öldüğünde aylarda hazirandı.

O elli dördünde, ben yedi.

Bir ışık söndüğünde bir yol yandı.

O kedi bunları nasıl da bildi.”

Son olarak Turgut Uyar’ın,  toplumsal sorunların çözümü olarak kedileri işaret ettiği  şu cümleleri anmak isterim:

“ Keşke bir şiir okumuş, bir kedi sevmiş olsaydınız.

Belki bu kadar kirletmezdiniz dünyayı.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek