Yaşar Kemal: Hayatı Roman Olan Bir Yazar/ Zehra Yıldırım

Bu gün Yaşar Kemal’in vefat yıl dönümü.

O Anadolu’nun bahtına ne düştüyse onu yazan bir yazar.

Sait Faik Abasıyanık’ın Türk’lerin en Kürd’ü, Kürt’lerin en Türk’ü dediği, Türkçeye nice roman kazandıran yazarı saygıyla anıyoruz.

Hayatından bir kaç kesit okumak isteyenleri yazımıza davet ediyoruz.

Van gölü yakınlarındaki Ernis köyünde yaşayan Sadık Efendi kendinden yaşça çok küçük olan Nigar ile evlendi.  Sadık Efendi, I. Dünya Savaşı sebebiyle Van, Ruslar tarafından işgal edilince sahipsiz kalan Yusuf adında bir çocuğu da ailesine kattı ve birkaç şehre göç ettiler.  Son olarak Adana’nın o zamanlar ilçesi olan Osmaniye’ye bağlı Hemite köyüne yerleştiler. Türkmen köyü olan Hemite’ye yerleşen ilk Kürt aile oldular. 1926 yılında köylülerin yayladan dönmeye başladığı vakitte, muhtemelen Ekim ayında dünyaya gelen oğullarına Kemal Sadık adını verdiler.

Kemal Sadık,  evde Kürtçe, sokakta da Türkçe konuşmayı öğrenmek zorundaydı çünkü annesi evde sadece Kürtçe konuşulmasını istiyor, Türkçe konuşulduğunda kızıyordu. Oğlunun bu sayede Kürtçe’ye hâkim olmasını istiyordu. Evde Kürtçe , sokakta Türkçe konuşmak onun için bir zorluk değil zenginlikti. Yıllar sonra bir röportajında “Bu köyde biz bir defa dahi dışlanmadık. Bana bir defa bile Kürt çocuğu demediler. O köydeki tüm evler benim evimdir. Her ev halkı beni sevdi, ben de onları. Böyle bir çocukluğu olan biri Türkün ve Kürdün kardeş olduğunu ayrılmaması gerektiğini söyler.” demişti.

Daha bebek sayılabilecek bir yaşta kurban bayramı için kesilen hayvanı seyrederken kaza sonucu bıçak bir gözünü kör etti.

Köyde hayat devam ederken bir gün Sadık Efendi oğlu Kemal Sadık’ı da yanına alıp camiye gitti.  Kemal, hem namaz kılan babasını hem de camiyi seyrediyordu. Sadık Efendi’nin evlat edinip, Van’dan getirdiği Yusuf içeriye girdi ve Sadık Efendiyi hançerle öldürdü. Babasının bu şekilde öldürüldüğünü gören Kemal’in dili tutuldu, kekeme oldu. -Kekemeliği on iki yaşına kadar sürdü.-

Genç annesi, amcası ile evlenmek zorunda kaldı. Biri öz üçü üvey dört kardeşi de bebek yaşlarda öldü. Böylece Kemal, annesinin en kıymetlisi oldu. Köye gelen ozanlardan ağıtlar, şiirler öğrendi, kendisi de şiirler uyduruyor, söylüyordu. Günleri böyle geçerken sekiz yaşında hayatını değiştirecek bir hisle tanıştı: Merak.

Merak ettiği eşya köye gelen çerçinin tuttuğu alacak-verecek defteriydi. İlk defa defteri ve yazma eylemini gördü. “Yazmayı” öğrenmek istedi. Dokuz yaşında ilkokula başladı. Okumayı ve yazmayı öğrenince şiirlerini yazdı. Saz çalmayı bilen sınıf arkadaşı ile âşık atışmaları yaptı. Türküler, ağıtlar, şiirler ve destanlar söyleye söyleye kekemeliği yendi. Annesi, ozanlık yapmasından, şiir ve saz ile hemhal olmasından hoşlanmamıştı. Âşık olup diyar diyar gezer, beni bırakır diye korktu. Saz çalmayı çok sevdiği ve ilerlemek istediği halde annesi razı değil diye bıraktı. Adana’ya göçtü, ortaokula başladı. Babasının itibarı ona imkânlar sağlasa da o “Ben dilenci değilim.” diyerek bunları geri çevirdi. Sabah okula gidiyor, okuldan dönünce fabrikada çalışıyordu. Bunca çabasına rağmen ortaokulu o dönemde bitiremedi. Önce hastalığı, devamsızlığı ve kendini sadece yazmaya vermesi sebebiyle atıldı. Hayatı okulda değil, sokakta, tarlada, bazen ırgat, bazen inşaat denetçisi, bazen kâtip bazen arzuhalci olarak öğrenmeye gayret etti.

İlk şiiri olan  “Seyhan” 1939’da Adana Halkevi dergisi Görüşler’de yayımlandı. Daha sonra, Varlık, Kovan, Ülkü, Millet, Beşpınar dergilerinde ve Türksözü, Yeni Adana, Vakit gazetelerinde şiirleri yayımlandı. . Bir yandan da siyasete merak saldı. On yedi yaşında kısa bir sürede olsa cezaevine düştü.

Cezaevinden çıkınca yazarlar ile tanıştı, edebiyat ortamlarında bulundu. Abidin Dino’ ya yazdıklarını gösterdi,  onunla kitaplar üzerine sohbet etti. Çukurova’yı gezip, mâni, ağıt, türkü, tekerleme, destan ve halk hikâyeleri topladı. Köy Köy gezerken önce birkaç ağıt okuyor sonra halkı iştahlandırıp onların ağıt, şiiir ve hikâyelerini dinliyordu.  Bunları yazdığı derlemenin kapağını Abidin Dino tasarladı ve eser yayımladı. (Ağıtlar, 1943) Adana Ramazanoğlu Kütüphanesi’nde çalıştığı 1942-1943 yıllarında klasikler başta olmak üzere birçok eser okudu. Askerliğini yaparken yazdığı  “Pis Hikâye” onun yayımlanmayı başarmış ilk öykü kitabıydı.  -Böyle söylememizin sebebi, evine yapılan bir baskında yazdığı öykü ve romanlara el konulması ve yakılmasıdır.-

İlyada ve Odise’den ve Donkişot’ tan etkilendi, Tolstoy, Çehov, Dostoyevski, Stendhal ve Steinbeck’iin kitaplarını ilgi ile okudu. 1946’da İstanbul’a gitti. Artık bu şehirde yaşamak istiyordu. “Havagazı Şirketi’nde gaz kontrol memurluğu yaptı, 1948’de Kadirli’ye döndü. 1950 Nisanında Komünist Parti’yi kurmaya teşebbüs suçundan üç dört ay Kozan Cezaevi’nde kaldı. Ertesi yıl Orhan Kemal’le anlaşıp bir iş kurmak için tekrar İstanbul’a gitti. Bu iş gerçekleşmeyince Cumhuriyet gazetesinde önce düzeltmen, daha sonra röportaj yazarı olarak çalışmaya başladı.[1] İlk Kez bu gazetede Yaşar adını aldı. İmzalarını Yaşar Kemal olarak attı.

1952’de Sultan 2. Abdülhamid’in baştabibi Jak Mandil Efendi’nin torunu Thilda Serrero ile evlendi.[2] 1952’de ilk öykü kitabı “Sarı Sıcak”ı yazdı.

1955 yılında Anadolu insanının sorunlarını anlatmak için hazırladığı  “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” başlıklı röportajı, Gazeteciler Cemiyetince verilen Özel Başarı Armağanı’na değer görüldü.[3]  Ödül olarak verilen parayla kendine bir saat aldı. Röportaj dizilerine devam etti. “Sünger Avcıları” başlıklı röportaj dizisi de çok beğenildi.

1947 yılında yazmaya başladığı “İnce Memed”i 1955 yılında yayımladı. Yaşar Kemal İnce Memed romanında, eşkıya olan akrabasından esinlenmişti. Yaşar Kemal İnce Memed romanını Varlık dergisinin düzenlediği yarışmaya gönderdi. Yarışmanın komisyonunda Ahmet Hamdi Tanpınar, Reşat Nuri Güntekin, Nurullah Ataç, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi isimlerin olması onu korkutmuştu,  kazanacağına dair pek umut beslememişti ama  İnce Memed, Varlık dergisinin roman ödülünü kazandı.

Yaşar Kemal’in Türkçe, İngilizce, Fransızca ve İspanyolcayı iyi bilen eşi Serrero, önce İnce Memed’i çevirdi, çeşitli yayın evleriyle ilişkiler kurarak, eşinin Avrupa’da daha çabuk tanınmasını sağladı. İnce Memed romanından sonra yazdığı kitaplar da çeşitli dillere çevrildi.

Bir gün bir kitapçı “Eşinize ve diğer tercümanınız Münevver Hanıma minnettar olmalısınız. Sizi meşhur ettiler.” dediğinde Yaşar Kemal onlara minnettar değilim, Karacaoğlan’a Çehov’a ve Charlie Chaplin’e minnattarım. Onlardan dili, roman yazmayı, hikaye kurmayı öğrendim.” demişti.

1962’de Mehmet Ali Aybar’ın kurduğu Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) girerek politikaya atıldı. 1969’da istifa edinceye kadar parti Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yaptı. 1963’te Londra’ya gitti. Paris’te Nazım Hikmet’le görüştü ve politik sebeplerle Cumhuriyet’ten çıkarıldı. 1964-1965’te Bulgaristan ve Sovyetler Birliği’ne seyahat ederek ileri gelen bazı sanatçı ve devlet adamlarıyla tanıştı. Ant dergisinin kurucuları arasında yer aldı (1967). Ant Yayın evinin çıkardığı Marksizmin Temel Kitabı adlı eser dolayısıyla on sekiz aya hüküm giydiyse de karar daha sonra bozuldu.[4]

Makale ve röportajlarını daktilo ile yazarken, romanlarını kurşun kalem ile yazardı. Yanında en az otuz kurşun kalemi hazır ederdi. Eserleri nice tiyatrolara ve sinema filmine çevrildi. Çevrilen eserleri ona ödüller getirdi.

Çeşitli dillere çevrilen eserleriyle yurt dışında ödüller aldı. Kimi ödüller şunlardır:

“1966 Uluslararası Nancy Tiyatro Festivali Birincilik Ödülü (“Yer Demir Gök Bakır” romanından Nihat Asyalı’nın sahneye uyarladığı, Yılmaz Onay’ın sahneye koyduğu “Uzun Dere” oyunu ile. Türkiye ödülü, Brezilya ile paylaştı.

1977 Fransa Eleştirmenler Sendikası En İyi Yabancı Roman Ödülü (Yer Demir Gök Bakır ile)

1978 Fransa’da En İyi Yabancı Kitap Ödülü (Ölmez Otu ile)

1979 Fransa “Büyük Jüri” En İyi Kitap Ödülü (Binboğalar Efsanesi ile)

1982 Uluslararası Cino Del Duca Ödülü

1984 Fransız Legion d’Honneur Ödülü Commandeur payesi”[5]

1973 yılında  “Nobel Edebiyat Ödülü”ne aday gösterildi o güne kadar Nobel’e aday gösterilen ilk Türk oldu. Bu konuyla ilgili bir röportajında “Ölene kadar da aday olacağım.” dedi. 1997 yılında yaptığı bir röportajda “Ben bu ülkeye kanımla ve dilimle bağlıyım. Bu ülke için bir roman dili yaratmaya, bu topraklardan öğrendiklerimi roman diliyle aktarmaya çalıştım. Benim romanlarım en az elli yıl daha okunur. Ben bu ülkeye malıyla, varlığıyla değil diliyle bağlı olanlardanım.” dedi. 2015’te yaşadığı solunum bozukluğu ve kalp ritim bozukluğu sebebiyle hastaneye kaldırıldı. Tedavi gördüğü hastanede 28 Şubat 2015’te vefat etti.


[1] https://islamansiklopedisi.org.tr/yasar-kemal

[2] https://www.evrensel.net/haber/374615/yasar-kemal-kimdir-yasar-kemalin-eserleri-neler

[3]https://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C5%9Far_Kemal%27in_ald%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C3%B6d%C3%BCller_listesi

[4] https://islamansiklopedisi.org.tr/yasar-kemal

[5] https://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C5%9Far_Kemal%27in_ald%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C3%B6d%C3%BCller_listesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek