INCEPTİON

BANA RÜYANI ANLAT, SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM

Zehra YILDIRIM

İngiliz asıllı Christopher Nolan’ın 2010 yapımı olan Inception filmi, Türkçe’ye başlangıç adıyla çevrildi. Nolan, senaryoyu on yılda tamamladı. Yazma aşamasının uzun sürmesinin nedeni; bilinçaltı, psikanaliz, rüya, gerçeklik, öz benlik, gibi kavramları sağlam diyaloglar ve inandırıcı sahnelerle kurmak istemesidir. Amacı, hem seyirciye bilgi vermek hatta onu ikna etmek hem de seyircinin keyif alarak filmi izlemesini sağlamaktı. Uzun okumalar sonucunda bilgi sahibi olacağımız bazı kavramlar filmle görünür ve daha anlaşılır hale geldi.

Inception’ın ana teması sadece rüyalar ve gerçeklik değil, düşüncelerimizin nasıl oluştuğu ve davranışlarımızı nasıl etkilediği de gösteriliyor. Hz Yusuf’u zindandan kurtaran, hepimizin hayatında, bazen korkutucu bazen de iç açıcı etkisiyle mutluluk veren rüya, sandığımızdan daha çok benliğimiz hatta benliğimizi oluşturan her türlü etmen, ilişki ve duygu ile alakalıdır. Christopher Nolan’ın başyapıtı sayılabilecek Inception’a göre bir insanın en savunmasız olduğu an uyuduğu andır. Biri bizi tartaklayabilir, eşyalarımızı çalabilir hatta bizi öldürebilir. Üstelik zarar görme ihtimali sadece bedenimiz ve eşyalarımız için geçerli değildir. Zihnimizdekiler de saldırı altında kalabilir. Özellikle halka açık yerlerde uyurken iki kere düşünmek gerekir en azından bu filme göre.

Ünlü yönetmen filmi önce korku filmi olarak kurgulamayı düşünmüş ama sonra soygun fikri üzerinden gitmeyi daha isabetli bulmuştur. Inception tek bir konudan oluşmayıp çoklu özelliklere sahip.  Günümüzden kopmayan rahat anlaşılır bilim kurgu özelliği, dövüş sahneleri, romantik sahneler, sırtını bilime yaslaması ve insanı anlama çabası ile göz dolduruyor. Film, klasik bir bilim kurgu değil; ne uzay yolculukları ne de bilim kurgu araçları var ama mevzu rüyalara gelince işler değişiyor ve rüya paylaşma çantasının icat edildiğini görüyoruz. Diğer insanların rüyalarına girme ve rüyaları paylaşma imkânı veren bu çanta, filmin olmazsa olmazlarından.

Rüyaları inşa eden mimarlar, rüyada uyanmadan, rüya katmanlarında daha uzun kalmayı sağlayacak karışımları yapan kimyagerler, bir de rüya gören bireyi korumak adına verilen eğitimlerle ‘rüya’nın bir bilim dalı haline geldiğini görüyoruz.

Rüyalar üzerine kurulan bir filmin bu kadar çok seyredilmesi ilk başta şaşırtıcı gelebilir ama kurgunun sağlamlığı filmden kopmamıza izin vermiyor. Mesela “Hırsızlık ya da fikir aşılama rüyalarından nasıl uyanıyorlar?” sorusunun cevabını hemen buluyoruz. Bütün karakterler olup bitenin farkında ve rüya gördüklerinin bilincinde ama rüyadan çıkmak kolay değil. Rüyadan uyanmanın en etkin yollarından biri düşmek, düşüşle uyanılır ve rüya sona erer. Filmdeki karakterler de bunu sıkça kullanıyorlar. Rüyalardan beraber uyanmak için diğer bir yöntem ise harekete geçirici bir dış uyarandır. Ayrıca rüyadan dış etkilerle uyanınca ya da rüyayı görenin uyanmasıyla rüya çökmektedir.

Bu filmi izlenir kılan başka özeliklerine geçelim. Yönetmen bu filmde gerekli gördüğü sahneler dışında bilgisayar efekti kullanmadı. Ekibin katıldığı rüyanın ilk katmanında Cobb’un arabasına çarpan yük treni de bilgisayar efekti değildi tren görünümlü bir traktördü. Yer çekiminin olmadığı sahneler bilgisayar tekniği kullanılmadan çekildi.

Filmde sık sık kullanılan şarkının- Édith Piaf’ın “Non, je ne Regrette Rien”-orijinal baskıdaki uzunluğu iki dakika yirmi sekiz saniye, film  ise iki saat yirmi sekiz dakika sürmekte. Rüya zamanı ve gerçek zaman arasındaki fark yer yer anlatıldığı için şarkının yavaş halinin kullanılması tamamlayıcı etki yaratıyor ayrıca filmin ve şarkının süresini öğrenince “İnsan, aaa onu da mı düşünmüş?” demekten kendini alamıyor.  

Filmde çok beğenilen detaylardan biri de Penrose Merdiveni ya da İmkânsız Merdiven olarak bilinen Lionel Penrose ve oğlu Roger Penrose tarafından icat edilen bir nesnedir. Penrose Üçgeni’nin bir türü olan Penrose Merdiveni, 4 defa 90 derece dönüş yapan merdivenlerden oluşur ve bu merdivenler sonsuz bir döngü halindedir. Teknik olarak, Penrose Merdiveni’ne tırmanan kişi merdivenleri sonsuza dek iner ve asla yukarı gidemez. Arthur’un, rüya mimarisini nasıl inşa ettiğini anlattığı sahnede ve bir de dövüş sahnesinde geçer. Böylece yönetmen M.C. Escher’in litografisine atıfta bulunur.

Yönetmen, filminin ilk bir saatini, karakterlerin eş zamanlı bir şekilde çok katmanlı rüya dünyalarına geçişlerini göstermek için harcıyor. Bu sayede olayları büyük bir resim halinde sunuyor. İzleyenler, hem bu çoklu konsepti takip ediyor hem de hikâyedeki ucu açık figürleri yakalayabiliyor.

Mesleğine tutkuyla bağlı bir mimar olan Cobb, gerçekte beyin kapasitemizin az bir kısmını kullandığımızı rüyadaysa tam kapasiteyi kullanmanın mümkün olduğunu anlatıyor. Bu sayede rüyadayken; şehir kurmanın, mekân tasarlamanın saf ilhamla üretim yapmanın bir mimar için tatmin edici ve kışkırtıcı olduğunu söylüyor. Film, bu haliyle mimarları ya da mimar olmak isteyenleri ikinci kez seyre çağırıyor.

Filmin diyalogları da seyirciyi etkisi altına alacak derecede iyi. Yapılan tekrarlarla seyircinin karakterleri içselleştirmesi sağlanıyor. Bu diyaloglardan ben, fikrin ne olduğunun anlatıldığı kısmı, Mal ile Cobb’un bir şiir gibi tekrar ettikleri diyalogu bir de Cobb ile Saito’nun  “Şimdi bana güvenmeyi mi seçeceksin yoksa kalbi pişmanlıkla dolu yaşlı biri olarak yalnız ölmeyi mi bekleyeceksin?” atışmalarını sevdim.

 Filmin hem başlangıç hem de zemin diyalogu şöyle:

“En dirençli parazit hangisidir? Bakteri mi virüs mü? Bağırsak solucanı mı?

Fikir. Dirençlidir ve çok çabuk yayılır. Fikir beyne bir kez yerleşti mi yerinden sökmek neredeyse imkânsızdır. İyice şekillenmiş ve kavranmış bir fikir, zihinde bir yere saplanır kalır.”

Cobb’un bu temel savı Saito’ya yeni bir fikir veriyor ve Cobb’dan rakibinin rüyasına girip fikir aşılamasını istiyor. Bu fikir aşılama sayesinde rakip şirketin büyümemesini hedefliyor. Bu şekilde bir fikir aşılamanın imkânsız olduğunu söyleyen Arthur “Kişinin zihni, fikrin kaynağını daima bulabilir. Gerçek ilham, taklit edilemez.” diyerek karşı çıkıyor. Zihnin, yapılan fikir aşılamayı doğal akıştan ayrı değerlendirip kabul etmeyeceğini savunuyor. Cobb ise bunun yapılabileceğini iddia ediyor ama ne dayanağını, ne de nasıl yapılabileceğini ya da daha önce fikir aşılayıp aşılamadığını açıklamıyor. Filmin sonunda hep birlikte Cobb’un dayanağının ne olduğunu, daha önce fikir aşılama yapıp yapmadığını öğreniyoruz.

Filmin çatışma unsurlarının başında Cobb var. Hedef kişiyle beraber uykuya dalan, rüya sahibinin sırlarını ya da fikirlerini çalarak, bu bilgileri kendilerini kiralayanlara ileten Cobb’un asıl amacı hakkındaki suçlamaların kalkması. Eşinin ölümünden sonra iki çocuğunu bırakıp kaçtığı için, büyük bir suçluluk hissediyor. Onlara dönmek istiyor. Hikâyeyi zorlaştıran şey ölen eşi Mal. Cobb’un ölen kızgın eşi bilinçaltı yoluyla kurgulanmış rüyalara girerek Cobb ve arkadaşlarının işlerini bozuyor. Filmin sonunda ilişkilerinin boyutları tamamen ortaya çıkıyor. Zaman zaman Mal’ın tekrarladığı diyalogun tamamı şöyle:

“Bir tren bekliyorsun

Seni uzaklara götürecek bir tren

Trenin seni nereye götüreceğini bildiğini ümit etsen de

Bundan o kadar da emin değilsin

Ama önemi yok

Çünkü birlikte olacaksınız.”

             Cobb ve arkadaşları rüya ile gerçeğin ayrımını yapmak için kişiye özel totemler belirlerler. Herkesin totemi ayrı ve dokunulmazdır. Film boyunca Cobb’un döndürdüğü topacın Mal’e ait olduğunu anlıyor ve Cobb’un toteminin nerede ve ne olduğu sorusunu soruyoruz? Dikkatli izlediğimizde rüyalardaki Cobb’un parmağında alyans olduğunu, gerçekte ise alyans takmadığını görüyoruz.

Film boyunca psikanaliz üzerinden temellendirme ve yorumlama yapılıyor. Cobb ve arkadaşları aldıkları işi tamamlayabilmek için; seçilen deneğin -Robert Fischer- babası ile olan ilişkilerini kullanmaya karar veriyorlar. Fikir aşılamayı olağan süreçte yapamazlarsa tutmayacağını biliyorlar. İşte psikanaliz ve bilinçaltı bu evrede onlara yardımcı oluyor. Gerçek hayatta kendini kontrol eden ya da bastıran her birey bilinçaltında kontrolü kaybeder. Bilinçaltı mantıkla değil duygularla hareket eder. Fikir aşılama ancak duygusal bağ ile yapılabilir. Zıtlıkların bir arada olduğu bilinçaltındaki karmaşa ancak gerçek hayattaki yüzleşme ile sağlanır. Pozitif duyguların negatif duygulardan baskın olması bireyin kötü duygulardan arınmak istemesi onu uzlaşmacı yapar.  

Filmin sonunda rüya katmanlarından çıkışlar ile kahramanların kendi sıkıntılarından kurtuluşları aynı evrede gerçekleşir. Cobb’un eşinin ölümünden ötürü duyduğu suçluluğu ve Mal’ün yansıma olduğunu kabul edişiyle gerçeklere dönüşü aynı andadır.  Bu Robert Fisher için de geçerlidir.

Ben filmi büyük bir ilgiyle seyrettim. Sizin için de öyle olacağını umuyorum. İyi seyirler.

1 Yorum

  1. Filmin gayet güzel ve detayli bir incelemesi olmuş. Yapımla ilgili notlar dikkat çekici. Yazılarınızın devamını bekliyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek