EFSANEVİ BİR HALK ŞAİRİ: KARACAOĞLAN

Ayşegül UYAR

Hayatı:

Doğum ve ölüm tarihi kesin bir şekilde bilinmese de 17. Yüzyılın başında yaşadığı düşünülen saz şairi Karacaoğlan hakkında yeterli bilgi yoktur. Rivayetlerden yola çıkarak 1600’lü yıllarda doğduğu, 1690’lı yıllarda öldüğü sanılmaktadır. Şiirlerindeki üslup, bahsettiği isimler gibi bazı verilerden yola çıkarak doğum tarihi hakkında bazı yorumlar yapılsa da Karacaoğlan, bir diğer halk şairi Pir Sultan Abdal gibi ismi efsaneleşen, araştırmalar arttıkça farklı dönemlerde ve coğrafyalarda yaşadığı varsayılan şairlerden biridir. Araştırmacılar Karacaoğlan adını taşıyan 5 farklı şair tespit edebilmişlerdir. Bu isim ve üslup benzerliği şairin hayatı hakkında bir sis perdesi oluştursa da kendi dönemi ve sonraki dönemlerde taklit edilerek özenilen bir şair olduğunu da ortaya koyması açısından mühimdir.

Rivayetlere göre Karacaoğlan yetim büyümüştür. Çirkin bir kızla evlendirilmek, babası gibi ömür boyu askere alınmak korkusu ve o sıralarda Çukurova’da derebeyi olan Kozanoğulları ile arasının açılması sonucu genç yaşta gurbete çıkmıştır. [1]

Daha çok şiirlerinden elde edilen bilgilere göre Çukurova’da, Toros’lu Türkmenler arasında yetiştiği; Kilis, Maraş, Kırşehir, Erzurum gibi birçok Anadolu şehri ile Rumeli, Mısır, Trablus, Suriye gibi çeşitli ve geniş bir coğrafyayı gezip tanıdığı kabul edilir.


Karacaoğlan’ın gezdiği varsayılan geniş coğrafya ve yaşadığı çağ düşünüldüğünde onun elinde sazıyla diyar diyar dolaşan, gittiği yerlerde uzun süre kalamayan ve belli bir işe bağlanamayan âşıklardan olduğu düşünülmektedir.  Şairin şiirlerinin ünü, XVII. yüzyılın sonlarında Azerbaycan ve Kırım’a yayılmıştır. Şiir ve türküleri halk arasında geniş beğeni topladığı gibi saraylarda da söylenip çalınmıştır. Gevheri ve Âşık Ömer vb. çağdaşı şairler gibi Divan ve Tekke şiirinin etkisinde kalmadan; koşma, semai, türkü ve söylediği kimi destansı şiirlerinde insan ve doğa güzelliği, aşk, hayranlık, yoksulluk, gurbet, zamandan şikâyet ve ayrılık gibi temaları işleyen şair, yabancı kelime ve tamlamalardan uzak durmuştur.  Daha çok köy ve oymak çevrelerine bağlı, Güney Anadolu çevresinde kullanılan kelime ve deyimlere çokça yer aldığı şiirler yazmıştır.[2] Şiirlerinde yer yer Arapça ve Farsça kelimelere rastlanmakla beraber şiirlerini günümüzde de kolayca anlaşılan sade bir Türkçe ile kurmuştur.

Şiirleri:

Hayatı hakkında olduğu gibi şiirleri hakkında da kesin bilgiye sahip olamadığımız Karacaoğlan’ın 500’e yakın şiiri olduğu tahmin edilmektedir. Ona ait olduğu kabul edilen şiirlerdeki hâkim özellik şairin dış dünyayı, bilhassa sevgilisinin güzelliğini büyük bir samimiyetle dile getirmesidir. Göçler, giyim kuşam, düğünleri de şiirlerinde zengin şekilde izlenir. Onda tasavvuf ve ilahi aşk düşüncesi yoktur. Ölümü bir kurtuluş olarak gören halk şairlerinden farklı olarak o, ömrünü dünya hazları ve arzuları doğrultusunda geçirmek ister. Bununla birlikte dine karşı saygısız veya inançsız değildir. Daha çok dış dünyayı, dünyevi zevkleri, özellikle sevgilinin hallerini ve güzellere düşkünlüğünü dile getirir. Şiirlerinde maddî hazları ve güzellere düşkünlüğünü pervasızca dile getirmesi ile Nedîm’e benzetilmektedir.


Şiirinde hayalden çok gerçeğe yaslanan Karacaoğlan için yaşanmışlıklar önemlidir. Acı, ayrılık, aşk gibi duyguların yoğun işlendiği şiirlerinin vazgeçilmez bir parçası da doğadır. Yaşadığı, gezip gördüğü yörelerin doğasını görkemli bir biçimde dile getirir. Dost, kardeş bildiği, sevgilisiyle eş gördüğü, iç içe yaşadığı bu doğa, onun için sadece bir mekân olmaktan ötedir. İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir: Elif, Ayşa, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine, Hatice…Karacaoğlan bunların kimine bir pınar başında su doldururken, kimine helkeleri omzunda suya giderken, kimine de yayık yayıp halı dokurken görüp vurulmuştur.

17. yy.da Âşık Ömer, Ruhsatî, Bayburtlu Zihni gibi şairleri tesiri altında bırakan Karacaoğlan, yakın dönemden Faruk Nafiz, Necip Fazıl, Cahit Külebi gibi şairler üzerinde de etki etmiştir.

1927 yılında Karacaoğlan hakkında ilk ciddi çalışmayı Sadeddin Nüzet Ergun yapmış, sonraki yıllarda Fuad Köprülü, Cahit Öztelli gibi önemli araştırmacılar da Karacaoğlan şiirlerinin peşine düşmüştür.

Her ne kadar onun şiirleri türkü formunda seslendirilse de Cem Karaca çeşitli albümlerinde onun şiirlerini daha modern formlarda seslendirmiştir.[3] Hayatı romanlara konu olan Karacaoğlan hakkında 1959 yılında Atıf Yılmaz “Karacaoğlan’ın Kara Sevdası isimli bir film çekmiştir.

Karacaoğlan’ın nerede öldüğü ve mezarının nerede olduğu da belli değildir. Mezarının bulunduğu yerler arasında Mersin, Adana, Maraş ve Erzurum zikredilmekle beraber bunların hiçbirinin kesin olduğu söylenemez.[4]


ŞİİRLERİNDEN BAZILARI

Vara vara vardım ol kara taşa

Hasret ettin beni kavim kardaşa

Sebep ne gözden akan kanlı yaşa

Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Nice sultanları tahttan indirdi

Nicesinin gül benzini soldurdu

Nicelerin gelmez yola gönderdi

Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Karac’oğlan der ki kondum göçülmez

Acıdır ecel şerbeti içilmez

Üç derdim var birbirinden seçilmez

Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Ala gözlüm, ben bu ilden gidersem,
Zülfü perişanım kal, melil melil.
Kerem et, aklından çıkarma beni;
Ağla göz yaşın sil, melil melil.
Yeğin ey sevdiğim, sen seni düzet;
Karayı bağla da, beyazı çöz, at;
Doldur ver badeyi, bir daha uzat;
Ayrılık şerbetin ver, melil melil.

(1) https://aregem.ktb.gov.tr/TR-12789/karacaoglan-17-yuzyil.html

(2) https://www.biyografya.com/biyografi/5128

(3) https://www.youtube.com/watch?v=7atHaWY45v8

(4) https://islamansiklopedisi.org.tr/karacaoglan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek