Kırk Direkli Ulu Cami/ Eslem Nilay Koşucu

Afyon Kalesi’nin etek ucunu sadeliğin ihtişamıyla süsleyen bir cami, Kırk Direkli Ulu Cami… Sadece insanları değil şehri de içinde toplayan bir yapısı var. Biraz önce yürüdüğünüz çarşı sokağının cümbüşünü bir anda serin bir nefese bıraktıran, sırtını dayadığı engin dağı görünce size de sırtınızı kime dayadığınızı düşündüren ve içine girdiğiniz anda kendinizi hiç bilmediğiniz asırlar öncesi zamanlara götürebilen başka bir Ulu Cami. Eslem Nilay Koşucu Netyazı için yazdı, keyifli okumalar dileriz.

Ulu Cami bir yarayı sarar gibi kendinden evvel bulunduğu yerde çıkan yangında yok olan Hocabey Camii’nin yerine yapılıyor. Sokağındaki esnaflar Hocabey Camii yanınca namaz kılacak yeni bir camiye ihtiyaç duyarlar ve esnafın da destekleriyle Afyon Sancak Beyi Nasuriddin Hasan tarafından, ahşap ustası Neccar Emir Hacı Bey’e yaptırılır. Destek olan kırk esnafın anısına, cami kırk direkle inşa edilir ve kırk direkli cami ismini alır. Afyon Ulu Camii bu özelliğiyle Anadolu’da inşa edilen direkli camilerin ilki sayılmakta.

İçine girdiğinizde hissettiğiniz o ruhaniyeti belki de her detayındaki zariflikten alır. Ulu Cami çivi kullanılmadan birbirine geçme tekniği ile yapılır. Bilhassa bu özelliği ile de dünyada sayılı camiler arasında yer almaktadır. Kullanılan direklerin her birinin mukarnasları birbirinden farklı olarak üzerlerinde Selçuklu dönemi halı ve kilim modelleri vardır. Cami ilk açıldığında serilen halı ve kilimlerin motifleri ne ise onların birebir motifleri direklere işlenmiştir bu da yine ayrı bir ince düşünceyle olur da halılar eskir, yanar veya çürürse aynısının tekrar dokunması ve görsel bütünlüğünün bozulmaması için yapılmıştır.

Camide kendisinden daha eski bir yapı bulunmaktadır ki o da minberidir. Hocabey Camii’nden tek kurtarılabilen minber olmuştur ve o da Ulu Cami’de kullanılmıştır. Kıble duvarına bitişik olan ve mihrabın sağında yer alan ahşap minber Selçuklu ağaç işçiliğinin en güzel örnekleri arasında olup, geometrik bezemeler, üçgen panolar ve geçmeler ile dikkati çekmektedir. Minber kapısı, Selçuklu tarzı oymalı ve iki kanatlıdır. Caminin en zengin süslemelerini, geometrik geçmeler şeklinde bir arada toplayan minber, bugün yağlıboya ile sıvanmış olmakla beraber, Selçuklu ağaç işçiliğinin güzel örnekleri arasında yer alır.

Mihrabında kenar hatlar mermer üzerine oymadır. Besmele ve Ayete’l-Kürsi  bulunan mihrabın son kısmında mihrabı yapan ustaların isimleri yer alır. Mihrabın üst kısmındaki küçük bölümde ise İhlas Suresi bulunur. Mihrabın iç kısmındaki hatlarda da imamın sağa selam verdiği bölümde ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ ifadesi, sola selam verdiği yerde ise ‘Ey yönetici, ey vali, ey emir, adaletli ol’ yazısıyla bir mesaj sunulmaktadır.

Mihrabın Selçuklu Sultanı II. İzzettin Keykavus tarafından yaptırıldığı, Ulu Cami nakışlarının ise Nakkaş Mahmud oğlu Hacı Murat tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Hattat ve nakkaş Hacı Murat, caminin tavanı, direk başlıkları ve kiriş bedenlerindeki çiçek motiflerini de işlemiş, aynı zamanda ayetler ile Esmâü’l-Hüsnâ yazılarını yazmıştır.

Bu ahşap caminin günümüze dek ulaşmasını sağlayan önemli bir ayrıntı da ağaç kurtlarının yemediği Abanoz ağacından yapılmasıdır. Camide karşınızda dokuz asırdır ayakta duran bir kapıyla karşılaştığınızda yeniden anlıyorsunuz Allah’a açılan kapıların sağlamlığını. Her köşesi ayrı tefekküre vardırıp ruhu dinlendiriyor. Özellikle öğle namazı vakti pencerelerinden giren ışık hüzmeleriyle yüreğinize sıcaklık konduran, ruhunuzda ahşap kokusunun sakinliğiyle kuşlar uçuran, tekrar ve tekrar içinde namaz kılmak için duaya el açtıran bu caminin başka bir ayrıntısı da depreme dayanıklı olması için dikdörtgen inşa edilmesidir.

Caminin iç mekânı farklı yönlerde toplam yirmi üç pencere ile aydınlatılmaktadır. Bu pencereler farklı özellikler gösterir. Kimisi yuvarlak veya sivri kemerli, kimisi köşeli olan pencereler, yapının birkaç tamir gördüğüne işaret eder.

Ulu Cami minaresi 15. yy’da Yıldırım Bâyezid devrinde yapılmıştır. Kuzeybatı kısmında yer alan ve birkaç yapı tekniği kullanılarak yapılmış olan bu minare orijinalliğini korumaktadır. Üçgenli bir pabucu ve dörtgen prizmal bir kaidenin üstüne bindirilen almaşık duvarlı sekizgen ikinci bir kaidesi bulunan bu minare, şerefe yüksekliğine kadar açık yeşil sırlı tuğladan baklava motifleriyle bezenmiştir. Minarenin 76 basamakla çıkılan şerefesi ise dört sıra kirpi burnu üzerine oturtulmuş korkuluklarla tamamlanmıştır.

Afyon Ulu Camii’nin ilk büyük onarımı 1341 yılında Muzafferüddinoğlu Emir Abdullah Bey tarafından yaptırılmış ve doğu cephesindeki kapı üzerine bir kitabe konulmuştur.

Cami bunun dışında 1765, 1851, 1950, 1969, 1978, 1983-1984, 2006 yıllarında bakım ve onarımdan geçirilmiştir. Söylendiğine göre, 2006’daki onarım sırasında müezzin mahfili ile kuzey girişi arasındaki korkuluklarla çevrili bölümde 3 tane mezar çıkmış, yeri belli olsun diye bu şekilde bir tespite gidilmiştir.

Bakım ve onarımlarında genel olarak en eski şekli korunan caminin çürüyen kimi ahşap unsurları değiştirilmiştir.

Eskiler dediklerimiz ne de ince düşünmüşler de böylesi hayran bıraktıran zariflikle inşa etmişler Kırk Direkli Ulu Cami’yi… Bir gün bizim de adımız geçmişte kaldığında bizi hatırlatacak bir zariflik kalacak mı acaba?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek