Cennetin Rengi/ Hilal Tezel

Asıl ismi Rang-e Khoda (Tanrı’nın Rengi) olan İran yapımı film İngilizce’ye The Color of Paradise adıyla çevrilmiştir. Yönetmen Majid Majidi’nin dördüncü uzun metrajlı filmidir ve 1999’da vizyona girmiştir.

Yönetmen, sekiz ödül ve on üç adaylıkla büyük bir başarıya imza attığı Cennetin Rengi filminin dışında ayrıca Cennetin Çocukları, Hz. Muhammed, Serçelerin Şarkısı, Söğüt Ağacı gibi filmleriyle de adından sıkça söz ettirmiştir.

Hilal Tezel, Cennetin Rengi filmini netyazı için yazdı. Sinemaya bir de bu pencereden bakın….

Cennetin Rengi filminde Muhammed’i oynayan çocuk oyuncu Mohsen Ramezani’nin gerçekten kör olması performansına gerçekliğin dışında ince bir keder katmıştır, ninesini oynayan kişinin ise normalde oyuncu bile olmamasına rağmen torununa olan sevgisiyle oğluna olan sevgisi arasında kalan karakteri ekrana tüm gerçekliğiyle yansıtmıştır.

Filmin müziklerinden sorumlu Alireza Kohan -Deyri’nin besteleri ile filmdeki ağaçkakan, kuş, su, rüzgar sesleri birleşince ekrana yansıyan rengarenk tarla görüntüleri, köy ve şehir hayatının detayları daha da derinleşmektedir.

Filmin konusu kör bir çocuğun, hayatı ve Allah’ı arayışıdır. Ana kahraman olan Muhammed doğuştan gözleri görmeyen nazik, bilgiye aşık masum bir çocuktur. Köyde yaşayan ninesi, iki kız kardeşi ve babasından uzakta, Tahran’da yatılı körler okuluna gider. Annesi ölen Muhammed’in babası evlenmek için yeni bir kadın bulur fakat ona kör bir çocuğu olduğunu söyleyemez.

Yaz tatilinin başlangıcı olan karne gününde körler okulundaki tüm çocuklar okul bahçesinde ailelerin gelip kendilerini almalarını bekler, hepsinin ailesi gelir fakat Muhammed’in babası gelmez. Saatler geçtikten sonra babası gelir ve okul müdürüne Muhammed’e bakamayacağını, onun okulda kalmasının mümkün olup olmadığını sorar, aldığı olumsuz cevap üzerine istemeyerek Muhammed’i alır ve köye gitmek için otobüse binerler. Baba, yol boyunca Muhammed’in hevesli sorularını geçiştirirken müstakbel eşine ve onun ailesine yapacağı açıklamayı düşünür.

Köye vardıkları anda Muhammed ve kız kardeşleri tarlada çalışan ninelerinin yanına giderler ve hasret giderirler. Ninesi Muhammed’e hem öksüz olmasından dolayı hem de kör olduğundan ve uzakta bir okula gittiğinden dolayı çok düşkündür, onu hiç yanından ayırmaz.

Bir gün kardeşleri okula giderken Muhammed de ısrar eder ve onlarla birlikte gider. Köy okulundaki öğretmen Muhammed’in okuma yazmadaki başarısını fark eder, kendi öğrencisi metni okuyamazken Muhammed okuldan kendisine verilen özel kitaptan gayet doğru bir şekilde metni okur ve herkesin ilgisini çeker. Babası öğretmenin ve diğer öğrencilerin Muhammed’e ısındığını görünce onun temelli köye yerleşmesinden, evliliğini tehlikeye atmasından korkar ve Muhammed’i köyden uzakta yaşayan kör bir marangozun yanına çırak olarak verir.

Marangoz Muhammed’e kendisinin de kör olduğunu ve mesleği nasıl öğrendiğini anlatırken Muhammed’in ağladığını fark eder. Sebebini sorduğunda aldığı cevap ise filmin esas iletisi niteliğindedir. Muhammed der ki ‘’Kimse beni sevmiyor ninem bile. Kör olduğum için herkes beni terk ediyor. Eğer görebilseydim diğer çocuklarla birlikte köy okuluna giderdim ama uzaktaki körler okuluna gitmek zorundayım. Öğretmenim, Allah’ın bizi diğer kullarından daha fazla sevdiğini söylüyor ama ben de diyorum ki, öyle olsaydı bizi kör yaratmazdı ve onu görebilirdik. Öğretmenim dedi ki ‘Allah görünmezdir, o her yerdedir, onu hissedebilirsin. Onu parmağının uçlarını kullanarak görebilirsin.’. Ben Allah’ı bulana kadar ellerimle her yere dokunacağım ve bulduğumda da, kalbimin bütün sırları dahil her şeyi anlatacağım.’’ Gerçekten de film boyunca Muhammed’in bir arayışta olmasını, çiçeği ağacı yaprakları kuşları hissetmeye çalışmasını, Allah’ı arayışını ve onun kendisini sevip sevmediğini öğrenme çabasını izleriz.

Konuya dönecek olursak, Muhammed marangozun yanına gidince ninesi üzüntüden hastalanır ve hayatını kaybeder. Ortada bir cenaze olduğu için karşı taraf bunun uğursuzluk getireceğini düşünerek evliliği iptal eder. Baba, yaptıklarından pişman olur bir tarafta ölen annesi, bir tarafta evlilik uğruna hayatından silip attığı kendisine muhtaç oğlu diğer tarafta ise evlenemeyeceği kadın vardır ve kendini çaresiz hisseder. En sonunda dayanamaz ve Muhammed’i almaya gider. Fakat içten içe ona karşı öfkelidir. Dönüş yolunda sağanak yağmur altında pek de sağlam olmayan bir köprüden geçerken eşek üstünde giden Muhammed dengesini kaybeder ve dereye düşer. Babası başta müdahale etmese de vicdanına yenik düşer ve oğlunu kurtarmak için kendisini suya atar fakat kendisi de suyun akışına kapılır.

Artık sona gelinmiştir. Baba gözlerini açar, sahile vurmuştur, etrafına bakar ve kıyı şeridinin az ilerisinde oğlunu görür. Yanına koştuğunda acı gerçekle yüzleşir. Muhammed ise başı gökyüzüne çevrili bir şekilde huzurla uzanmaktadır. Baktığı yerde ise onun her yerde aradığı, hissetmeye çalıştığı şey vardır: parlak bir gökyüzü, cennetin rengi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerikte Kopyalama Yasaktır. ©️ Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor
Sohbeti aç
Canlı Destek